V. DIŞ POLİTİKA

V. DIŞ POLİTİKA

V. 1. Genel değerlendirme

Öncelikle şu hususu ifade etmeliyiz ki, Saadet Partisi olarak bizim amacımız yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğudur. Biz, bütün insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.

Bu amaca ulaşılması için, hakka dayalı âdil bir uluslararası düzenin kurulması gerekmektedir. Bizler, zengin tarihî mirası ve stratejik coğrafyasıyla Türkiye’nin âdil bir uluslararası düzenin kurulmasına öncülük edecek tarihî tecrübeye ve sağlam değerlere sahip olduğuna inanıyoruz.

İnsanlık âlemi geçen asırda milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşına ve bunların ardından gelen soğuk savaş döneminin acı ve sıkıntılarına şahit oldu. Teknolojik gelişmelerin sağladığı bunca imkâna rağmen, kaynakların gayri adil ve dengesiz kullanılması sonucunda, insanoğlu 20. yüzyılda da, yoksulluklar ve açlıkların yanında suçların artışı, aile yapısının bozulması, çevre felâketleri gibi sayısız problemle boğuştu, bunaldı, hayal kırıklığına uğradı. Bir türlü beklediği ve özlediği âdil esaslara dayalı, huzur ve barış dünyasına kavuşamadı.

Yeni teknolojik gelişmelerle ve özellikle iletişim devrimiyle, şimdi gözler, ümitler ve özlemler 21. yüzyıla çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime, teknolojiden ekonomiye, toplumsal ilişkilerden siyasete dünya adeta yeniden kuruluyor, yeniden yapılanıyor. Maalesef bu yapılanma, hak ve adalete göre değil, silah gücünü ellerinde bulunduranların çıkarlarını korumaya yönelik ve ırkçı emperyalizmin asırlardan beri düşlediği, herkesi kendisine köle yapmayı hedef alan ve neticede kan–gözyaşı ve ızdıraptan başka bir şey getirmeyecek olan bir yapılanmadır. Hâlbuki insanlığın, hakkı üstün tutan, daha âdil, daha insancıl ve daha uygar bir dünya özlemi ve arayışı devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve siyasetinde oluşan yeni dengeler,   kuşku ve endişeleri de beraberinde getiriyor.

Nitekim ABD tarafından uygulanmasına başlanan “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) bölgedeki bütün ülkeleri tehdit ve tedirgin ediyor. 

V. 2. Dünyada ve Bölgemizdeki Tehditler

Balkanlardaki istikrarsızlık giderilmiş değildir. Kafkaslarda da çözüm sağlanamamıştır. Çeçenistan ve bölgenin diğer sorunları halen devam etmektedir. Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümü halen Ermenistan’ın işgali altındadır.

Ege ve Kıbrıs sorunu çözülmüş değildir. Hatta Kıbrıs kaybedilmek üzeredir.

AB’nin Türkiye’den yeni azınlık tanımı ve suların yönetimi ile ilgili, ülke birliği ve beraberliğini bozacak taleplerine ilaveten, artan siyasi amaçlı misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz için ciddî tehdit oluşturmaktadır.

 “Yeni Dünya Düzeni”, “Tek Kutuplu Dünya”, “Küreselleşme”, “Medeniyetler Çatışması” , “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” gibi tezler ve adeta bu tezlere gerekçe oluşturan, arka planı karanlık, “Terör” tanımlaması;  maalesef 21. yüzyılda da, insanlık için çok büyük tehdit ve tehlikelerin habercisi olmaktadır.

Afganistan’daki haksız işgal devam etmektedir. Türkiye’nin üzerine düşen görev, bu haksız işgale destek vermek değil, bu bölgenin bağımsızlığına ve işgalden kurtulmasına yardımcı olmaktır.

ABD ve müttefiklerinin, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adı altında, İslam dünyasına karşı sürdürdükleri kanlı işgal politikaları dünya barışını çok ağır bir şekilde tehdit etmektedir. Aynı şekilde, İsrail’in, yetmişten fazla Birleşmiş Milletler kararına rağmen, sürdürdüğü saldırganlık, soykırım ve genişleme politikası bölge ve dünya barışı için sürekli ve açık bir tehdit oluşturmaktadır.

ABD ve müttefiklerinin, Irak’ı haksız işgalleri ve işgalden sonra her türlü uluslar arası anlaşmayı hiçe sayarak yaptıkları insanlık dışı uygulamalar, Irak’ta kışkırtmaya çalıştıkları etnik ve mezhep tabanlı çatışmalar ve yapılanmalar, bölge ve dünya barışını tehdit etmektedir. Irak’a getirilen hürriyet ve demokrasi değil, Ebu Gureyb vahşetinin çığlıklarıdır.

Irak’tan sonra, suni gerekçelerle, İran’a ve diğer bölge ülkelerine karşı uygulanmaya çalışılan saldırgan politikalar da, bölge ve dünya barışı için çok büyük tehdittir.

Bu tür haksız saldırılar için bir savunma paktı olan NATO’nun kullanılmaya çalışılmasına karşıyız. Türkiye’nin komşuları ile ilişkilerine zarar verecek bu tür uygulamalara karşı, barışı korumak için elimizden geleni yapacağız.

Dünya ve bölge barışı üzerindeki bu tehditler elbette ki Türkiye için de geçerlidir.  Bu tehditlere karşı Türkiye, bölge ve dünya devletleri ile işbirliği içerisinde, gerekli tedbirleri almak zorundadır.

Bu bağlamda, âdil temellere dayanılarak kurulacak olan yenidünyada, huzur ve barışın sağlanması için, yeni bir savunma paktının kurulması gerektiğine inanmaktayız.

21. yüzyılda barışın tesis edilebilmesi ve âdil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için, insanlığa acıyı, savaşları, yoksulluğu ve çevre felaketlerini yaşatan 20. yüzyılı çok iyi tahlil etmek zorundayız.

V. 3. Yirminci Yüzyıldan Alacağımız Dersler

1- Alacağımız ilk ders, materyalizmin insanlık âlemine mutluluk getirmediği gerçeği ve maneviyatçılığa dönme ihtiyacıdır.

20. yüzyılın baskıcı rejimleri, "Kuvvetlinin zayıfı yok etmesi doğanın temel yasasıdır; tekâmül için bir düşmanın olması ve onunla devamlı mücadele edilmesi gerekir." teorisine dayanmışlardır.

Bu maddeci görüşü benimseyen rejimler, bu kuralı uygulayarak insanlığa büyük acılar çektirmişlerdir. Artık temeli düşmanlık ve savaş olan bu zihniyet, yerini temeli şefkat, barış, sevgi, huzur ve kardeşlik olan yeni anlayışa bırakmalıdır.

2- Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas alınmalıdır.

Huzur, barış ve mutluluğa giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan geçer. Bu da ancak diyalogla olur. Bu diyalog, teslimiyetçi ve kendi değerlerimizi terk etme mantığı ile değil, birbirimizi, anlama ve Batıya yanlışlıklarını anlatma mantığı ile yapılmalıdır.

3-Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet esas alınmalıdır.

Soğuk savaş döneminde maalesef, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi kavramlar daha çok propaganda amacıyla kullanılmış, çifte standartlar hiç eksik olmamıştır. Kendi ülkelerinde insan hakları ve özgürlüklere sahip çıkan, dünyaya yön verme peşinde olan birçok ülke, çıkarları için baskıcı rejimlerle işbirliği yapmışlardır.

Soğuk savaş sonrası ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezi de, milletleri birlikte yaşama yerine çatışmaya sevk etmiştir.

Bugün yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya hakka ve adalete dayalı olacaksa, çifte standartlar terk edilmeli, insan hakları ve özgürlüklerin herkes için gerekli olduğu kabul edilmelidir.

4- Tekebbürden, üstünlük iddiasından vazgeçilmeli, uluslararası ilişkilerde eşitlik esas olmalıdır.

İki kutuplu sistemin dağılmasından sonra oluşan “Yeni Dünya Sistemi”nin küresel hâkimiyet mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan dağılmıştır. Kısa zamanda görülmüştür ki, hegemonya mücadelesi devam etmektedir

Bu durum da uluslararası ilişkilerde hâlâ eşitsizliklerin hâkim olduğunu göstermektedir. Adil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için bunun terk edilmesi gerekmektedir.

5- Sömürü yerine âdil paylaşım ve işbirliği esas alınmalıdır.

20. yüzyıla sömürü ve dünyayı paylaşma yüzyılı dersek yanlış olmaz. Milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalması ile sonuçlanan savaşların temelinde sömürü vardır.

Irkçı emperyalizmin bütün dünyayı kendisine köle yapmak için kullandığı en önemli vasıta, faizci kapitalist nizamdır. Bu nizam sayesinde ufak bir emperyalist azınlık bütün insanlığı sömürmektedir. Bu uygulama ister istemez sonunda sosyal patlamayı ve savaşları kaçınılmaz kılacaktır. 

Sömürgecilikle dünyanın zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış; zenginler daha zengin, fakir ülkeler ise daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve geri kalmış güney ülkeleri arasında gelir dağılımı ve yaşama standardı açısından derin uçurumlar oluşmuştur. Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında ezilmiş, borçlarının faizlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdir.

Bu durumdan, sadece fakir güney ülkeleri değil, gelişmiş olan ülkeler de rahatsız olmaya başlamışlardır. Sorun sadece borç ve faizlerin ödenememesi değildir. Bugün, refah ve özgürlük isteyen güney ülkelerinin insanlarının, gelişmiş batılı ülkelere akın etmeleri sonucunda Batıda göçmen sorunu ortaya çıkmıştır. Böylece bu asırda dünyanın en ciddi sorunlarından birini göçmenler sorunu oluşturmaktadır.

Yirminci yüzyılın sömürü araçlarından biri de gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere verdikleri yüksek faizli borçlardır. Bu şekilde ülkeler arası gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Şimdi fakir ülkeler borçlarının faizlerini dahi ödeyemez hale gelmişlerdir

Bütün bu sorunlar sömürü ile değil ancak samimi bir işbirliği ile aşılabilir.

6- Baskı, totalitarizm ve faşizm insanlara acı ve gözyaşı getirmiştir; insanlığın mutluluğu için, insan hakları ve özgürlüklerin tüm dünyaya yayılması gerekmektedir.

Yirminci yüzyılda yayınlanan insan hakları ve özgürlük sözleşmeleri, 21. yüzyılda bütün dünyada, daha da geliştirilerek hayata geçirilmelidir. Maalesef 20. yüzyılda insanlık bu konuda iyi sınav verememiştir; yakın tarih insan hakları ihlalleri ile doludur.

İşte 20. yüzyılda insanlık, ifsat edici bütün sistemleri ve rejimleri deneyip bunların hiçbirinin insanlığa saadet getirmediğini açıkça görmüştür. Bu tecrübenin doğal neticesi, gözyaşı ve hüsran olmuştur.

Saadet Partisi, tüm insanlığa saadet getirecek adil bir uluslararası sistemin kurulması için şu prensiplerin zorunlu olduğuna inanmaktadır:

1. Savaş değil, barış!

2. Çatışma değil, diyalog!

3. Çifte standart değil, adalet!

4. Üstünlük değil, eşitlik!

5. Sömürü değil, adil paylaşım ve işbirliği!

6.Baskı ve tahakküm değil, İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi.

Esasen bu açıklanan sebeplerden dolayıdır ki, D-8’lerin bayrağında bu temel prensiplere işaret etmek üzere 6 tane yıldız bulunmaktadır.

Biz bu prensiplere dayanan bir barış ve saadet dünyasının kurulmasında, Türkiye’nin öncülük yapacağına inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve coğrafyası ile büyük imkânlara sahip olduğu gibi, aynı zamanda bütün insanlığın saadeti için gerekli olan bu büyük sorumluluğu taşımaktadır.

V. 4. Türkiye’nin önemi

Zengin tarihi mirasının yanında Türkiye, dünyanın merkezinde, üç kıtanın birleştiği yerde, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en sorunlu bölgelerine komşu; ama aynı zamanda enerji ve ticari yolların kavşak noktasında, çok önemli bir konumda bulunmaktadır.

Türkiye, tarihte olduğu gibi, bu müstesna jeopolitik konumunun yanında, genç, dinamik ve yetişmiş insan gücü ve tabii kaynakları ile dünyanın ilgi odağı olmaya devam eden bir ülkedir.

Partimiz, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları, özgürlükler ve demokrasi ilkelerine dayanan politikalarla Türkiye’nin bu potansiyellerini insanlığın saadeti için kullanmakta kararlıdır. Bu suretle:

—Türkiye, batılı ülkelerle gireceği dengeli ilişkilerle; refahın yanında özellikle barış, insan hakları ve demokrasi gibi değerlerin tüm dünyada gelişmesine katkıda bulunacaktır.

—Türkiye, kuzeyinde yer alan “Karadeniz Ekonomik İş Birliği” (KEIB) ülkeleriyle, başta ekonomi olmak üzere, her sahada işbirliğini geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce de benimsenmesine yardımcı olması suretiyle, adil bir uluslararası sistemin kurulmasına önemli katkılarda bulunacaktır.

—Türkiye, doğusunda bulunan tarihi, manevî ve soydaşlık bağlarıyla bağlı olduğu Türk Cumhuriyetleri ile de her türlü ilişkileri en ileri düzeye taşıyarak, bu kardeş ülkelerin kurulacak adil uluslararası sisteme dâhil olmalarına ve katkıda bulunmalarına yardımcı olacaktır.

—Türkiye, aynı şekilde, doğu ve güneyindeki tarihî ve manevî bağlarla bağlı olduğu Müslüman ülkelerle de, her sahada en ileri derecede işbirliği içinde olmak suretiyle, yoksulluğun kalkması, dünya barışı ve âdil uluslar arası ilişkilere katkıda bulunacaktır.

—Yeni bir dünyanın çekirdek kuruluşu olan D–8 atılımı çerçevesinde, kalkınmakta olan ülkeler arasında en ileri derecede yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması kurulacak âdil uluslararası sistemin tesisi için ilk adım olacaktır.

İşte bu tarihî ve coğrafi şartlar, Türkiye’ye yeni bir dünyanın kurulmasına öncülük etme görevini yüklemektedir. Bundan dolayı Türk dış politikasının bu amaçlara göre yürütülmesi, Türkiye’nin bütün ülkelerle ilişkilerini işbirliği ve yardımlaşma anlayışı ile en ileri derecede gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin geliştireceği esnek ve çok alternatifli stratejilerle, jeopolitik imkânlarını, uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanması bir zorunluluktur. Eğer, dinamizmin yoğun temposu yerine, statükoculuğun kolaycılığını tercih eden ve lider ülke olma yerine uydu olmaya razı olan dış politika geleneğinde ısrar edilirse, bırakın jeopolitik konumumuzu, tarihî ve manevi zenginliklerimizi küresel etkinliklere dönüştürmeyi, sınırlarımızı korumak bile tehlikeye girecektir.

Unutulmamalıdır ki, soğuk savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini ve adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı görmektedirler ve bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini isteyebilirler.

Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Doğu Türkistan, Bosna ve Çeçenistan’dan sonra Afganistan ve Irak’ta da görüyoruz ki, “evrensel insani değerlere” kimse itibar etmemektedir.

Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada üsleneceği konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumun yeniden değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır. Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun, uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

Bizim diğer siyasi partilerden temel bir farkımız da bu anlayışta yatmaktadır. Diğerleri, bilerek veya bilmeyerek Türkiye’nin sıradan bir ülke olmasını hedef aldıkları halde, biz, Türkiye’nin özellikleri dolayısıyla, yeryüzünde huzur, barış ve bütün insanlığın saadeti için özel hizmetler yapmak zorunda olduğunu bilmekte ve Türkiye’nin kendisine saygı ve sevgi duyulan “Yaşanabilir Bir Türkiye“, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” kurulmasına öncülük yapması gerektiğine inanmaktayız

Bundan dolayıdır ki, Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisinin, bir an evvel iktidara gelmesi Türkiye için hayati bir önem taşımaktadır.

V. 4. 1.  Türkiye’nin Karşı karşıya Bulunduğu Tehditler

Doğru bir tedavi için doğru bir teşhis ön şarttır. Bu teşhisi hakiki manasıyla yapabilmek için, emperyalist dış güçlerin işbirlikçi yönetimleri kullanarak attıkları adımları dikkatli bir şekilde takip etmek ve değerlendirmek gerekmektedir.

Ne görüyoruz:

Batı ile entegrasyon için yürütülen politikalar, ülkemizi altından kalkılması her geçen gün daha da zorlaşan tehlikelere sürüklemiştir.

Kıbrıs bir hiç uğruna feda edilmektedir. Çok büyük stratejik önemi olan bu adada uluslar arası anlaşmalarla sağlanan haklarımızdan vazgeçilmektedir.

Ermeni soykırımı iddiaları, müttefik kabul edilen ülkelerce, kabul görmektedir. Bu gidiş Türkiye’yi tazminat ödemeye ve toprak tavizine zorlar bir mahiyet kazanmaktadır.

Dicle ve Fırat havzalarının uluslar arası bir yönetime devredilmesinin gündeme getirilmesine bugünkü Hükümet tepkisiz kalmıştır.

Ege’de Yunanistan’la olan, karasularının 12 mile çıkartılması ve FIR hattı ihtilaflarımız, Yunanistan’ın lehine gelişme göstermektedir ki, bu Ege Denizini bir Yunan gölü haline getirir.

Karadeniz bölgesinde bir Rum Pontus devleti söylemi adım adım gündeme sokulmaktadır.

Fener Rum Patriğine ‘Ekümenik Statü’ tanınması neredeyse döfakto kabul edilir bir duruma gelmiş, misyonerlik faaliyetleri siyasi bir olgu içinde hız kazanmıştır. Buna mukabil Müslüman halkın inancını öğrenme ve yasama konusundaki engeller hâlâ devam etmektedir.

Medeniyetler arası diyalog, Dinler arası diyalog söylemleri ile yürütülen çalışmalar, tek taraflı işlemekte, kendi sağlam değerlerimiz sulandırılmakta, hatta terk edilmektedir.

Türkiye IMF dayatmaları, serbest Pazar ekonomisi aldatmaları, borçlar, yanlış özelleştirme politikaları ile ekonomik bir esarete sürüklenmektedir. Tarım, Sanayi, Ticaret, Bankacılık, haberleşme sektörleri bütünüyle ırkçı emperyalist sermayeye terk edilmiştir.

Bunlara simdi bir de yeni azınlık anlayışı eklenerek iç çekişmelere zemin hazırlanmaktadır.

Bütün bunlar birer münferit olay olmayıp, ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin uygulanması maksadıyla, yine onlar tarafından tanzim edilerek yürütülen olaylardır.

Ne istiyorlar:

1990 yılında Komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasından sonra tek kutuplu bir dünya meydana gelince ve bu kutbu ABD temsil etmeye başlayınca, ırkçı emperyalistler, asırlardan beri bekledikleri Büyük İsrail ve dünya hâkimiyeti inançlarının gerçekleşmesi için artık vaktin geldiğine karar verdiler, kontrolü altında tuttukları ABD yönetimi vasıtasıyla bunu gerçekleştirmek için adım adım planlarını uygulamaktadırlar. 

Yeryüzünün her tarafında, Filistin’deki uygulamalarda görüldüğü gibi, insanları şiddet kullanarak esir ve köle etmek isteyen ırkçı emperyalizmin bu gayelerini, tarih boyunca, Selçuklular ve Osmanlılar önlemişti. İslam âlemi bu maksatla yapılan 18 Haçlı seferini geri püskürterek yeryüzünde huzur ve barışı korumuştu.

Bu gerçekleri çok iyi bilen ırkçı emperyalizm, bugün dünya planlarını uygularken, asıl hedefleri olan Türkiye’yi “İşsiz, aç, borca esir ve dininden uzaklaşmış” bir ülke haline getirmeye büyük önem vermektedirler. Türkiye’deki yönetim de, maalesef iktidarda kalabilmek için, bu dış güçlerin desteğini her şeyden önemli gördükleri için, onlardan gelen her teklifi kabul etmekte, böylece Türkiye hızla “yumuşak lokma” olmaya sürüklenmektedir.

Bundan dolayıdır ki, Türkiye’de hiç vakit geçirmeden, Milli Görüş’ün iktidara getirilmesi ve şahsiyetli bir dış politika izlenerek “Uydu değil, lider Ülke” uygulamasıyla kurtarılması kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir.

Saadet Partisinin takip edeceği şahsiyetli dış politikanın ve dış politikada “Uydu değil, lider Ülke” uygulamasının temel esasları aşağıda özetlenmiştir. 

V. 4. 2. Türkiye’nin batı ile ilişkileri

Avrupa Birliği:

Özellikle AB’nin, tam üyelik süreciyle birlikte, son yıllarda, ülkemize, milletimize ve milletimizin sahip olduğu değerlere karşı sergilemekte olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar, AB’yi oluşturan zihniyetin insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı, çoğulculuk ve farklı medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında yeterince gelişmiş bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Batılı ülkelerin hâlâ eski emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları ortadadır.

Bu şartlar altında Saadet Partisi olarak Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşıyız.

Çünkü AB’ye tam üyelik, Türkiye’nin bağımsızlığından vazgeçmesi, kendisini Batı kültür ve medeniyetine teslim etmesi, onları yönlendiren ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım parçalanıp yok olmaya götürülmesi manasını taşımaktadır. Zira 1990’da Komünizmin iflâs edip, Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünyada, ırkçı emperyalizmin etkisi artmış ve AB bunların plân ve gayelerine hizmet eden bir topluluk haline dönüşmüştür.

Bu gerçekler dolayısıyladır ki, AB ye tam üyelik yerine, eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı doğru buluyoruz. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin, tüm uluslararası ilişkilerde olduğu gibi, barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde yürütülmesinden yanayız.

Zira Türkiye’nin âdil bir düzene sahip, yeni bir barış dünyasının kurulmasında öncülük yapmasının engellenmesi, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda AB ve bütün insanlık için, telafisi mümkün olmayan bir kayıp demektir. 

Türkiye – ABD İlişkileri:

ABD ile barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde, ilişkilerimizin sürdürülmesini istiyoruz. ABD, kendi halkının muhalefetine rağmen, ısrarla yürütmeğe çalıştığı bölge ve dünya barışını tehdit eden yeni savunma konseptini tekrar gözden geçirmelidir. ABD’den, Afganistan ve Irak’taki işgale derhal son vermesini, sorunları barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde çözmeye çalışmasını ve Büyük Ortadoğu Projesinden vazgeçmesini bekliyoruz.

V. 4. 3. Karadeniz Ekonomik İş Birliği (KEİB)

Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir. Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve karşılıklı yatırımların yapılması teşvik edilecektir.

Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin burada savaş gemileri bulundurmasına karşıyız.

V. 4. 4. Türk Cumhuriyetleri ile işbirliği

Tarih, kültür ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri ile temel ilkeler çerçevesinde, en ileri örnek ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için gerek ikili, gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını araştıracağız.

V. 4. 5. İslam Konferansı Örgütü(İKÖ)

Türkiye İslâm Konferansı örgütünün güvenilir bir üyesi olarak, üye ülkelerle daha yakın ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu ilişkilerin geliştirilmesi karşılıklı yararımıza olacak şekilde en üst düzeye getirilecektir.

Uygulanan çifte standartların ortadan kaldırılması ve her türlü haksızlığın önlenebilmesi için, İKÖ’ nün çok daha etkin bir hale getirilmesi konusunda Türkiye’ye önemli görevler düşmektedir. İnanıyoruz ki bu konuda her türlü önlemin alınması ve çabanın gösterilmesi, sadece 1,5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve barışını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dünya barışına ve âdil bir uluslararası sistemin kurulmasına da önemli katkılar yapacaktır.

Bu çerçevede, Türkiye’nin öncülüğünde faaliyet gösteren “İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Daimi Komitesi” (İSEDAK)’ın daha etkin, şuurlu ve verimli çalışmasını sağlayacağız.

V. 4. 6. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)

Genellikle tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu ECO’ ya ayrı bir önem veriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, teknolojik ve diğer alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.

V. 4. 7. “D–8 Atılımı

Türkiye 15 Ağustos 1997'de imzalanan D-8'lerin kurulmasına öncülük etti. Türkiye bunu, huzur, barış ve mutluluğun hâkim olduğu “yeni bir dünyanın” kurulabilmesinin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin katkılarıyla daha kolay gerçekleşebileceği inancıyla yaptı.

D-8'lerin kuruluşunu, 20. yüzyılda insanların çektiği acılardan sonra, yukarda izah edilen altı temel ilke üzerine, yeni bir dünyanın kurulması için, 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak görmekteyiz.

Ülkeler arasında ki sorunların çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında yukarıda açıkladığımız altı esas, yeni bir ruh, yeni bir heyecan getirecektir. Ümit ediyoruz ki; 5 milyar toplam nüfuslu gelişmekte olan 150 ülke adına D-8’ler ile 1 milyar toplam nüfuslu 30 gelişmiş ülke adına G-8’lerin, bir yuvarlak masa etrafında bir araya gelerek, “II. Yalta Konferansı”nı yapmaları ve böylece barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği, insan hakları ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları çözüme kavuşturup, özlenen, âdil uluslararası sistemi birlikte kurmaları ancak bu samimi çabalarla mümkün olacaktır.

V. 4. 8. Komşularımızla İlişkilerimiz

Dış güçlerin etkileriyle, milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularımızla ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen yanlış bir davranış olarak görüyoruz.

Aksine, bütün komşularımızla, her alanda en ileri ilişkilerin kurulmasından yanayız. Mevcut sorunların bu ilişkiler sayesinde en iyi şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.

V. 5. Türkiye BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Olmalıdır.

Prensip olarak, Birleşmiş Milletler içinde ayrıcalığı olan bir “Güvenlik Konseyi”ne karşıyız. Ancak, bu durum düzeltilene kadar, yukarıda açıklanan tarihi ve coğrafi nedenlerle, Türkiye’nin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasının gerekliliğine inanıyoruz.

Tüm insanlığın saadetini amaç edinmiş olan partimiz, ülkemizin, her ülke ile hakkı üstün tutan adil işbirliğine dayanan ilişkiler kurması ve bu ilişkileri geliştirmesi için gayret gösterecektir.



I. GİRİŞ
II. DEVLETİN NİTELİKLERİ VE İLKELER
III. DEVLETİN YAPISI VE HİZMETLERİ
IV. EKONOMİ
V. DIŞ POLİTİKA
VI. SONUÇ

Sayfa yükleniyor. Lütfen bekleyiniz.