Saadetin temel şartlarından birisi de refahtır. Refah; insanların ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Bu ise ekonomik gelişmişlikle mümkündür.
Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, ne yazık ki milletimizin özlediği ve ulaşmak istediği tablodan çok uzaktır.
Cenab-ı Hakk’ın ülkemize verdiği nimetlere rağmen bu günkü durum yürekler acısıdır. Ülkede kişi başına milli gelir, ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerin onda biri düzeyindedir. İşsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik artmaktadır. İç ve dış borçlar artmakta, anapara ve faiz ödemeleri borçla yapılmaktadır. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı faiz ödemelerine gitmektedir.
Sonuç olarak, Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerine mazhar, çalışkan ve genç nüfuslu bir millet ve ülke olmamıza rağmen, halkımız açtır, işsizdir ve borca esir edilmiştir. Ekonomimizi dış güçler, milli menfaatlerimize aykırı hedefleri gerçekleştirmek için, yönetmektedirler. Bu durum Milli Görüş’ten ayrılmanın sonucudur.
Bir süreden beri Türkiye’de uygulanan ekonomik politika, ırkçı emperyalizmin finans kapitalizminin Türkiye’ye bütün müesseseleri ile yerleştirilmesidir. Bu da rant ekonomisi demektir.
Bu ekonomik yıkımın sebebi rant ekonomisidir. Rant ekonomisinin oluşumunun temel sebebi; küçük bir rantiye gurubunun, sermaye ve medya gücü ile siyasette ve bürokraside etkin olması ve bu suretle toplum aleyhine haksız menfaat sağlamasıdır. Diğer bir ifade ile ülkemizde âdil bir ekonomik düzen mevcut değildir. Herkes ürettiği kadar tüketme hakkına sahip olmayıp, ufak bir azınlık hiç üretmeden üretenlerin haklarını haksız olarak ellerinden almaktadır.
Rant ekonomisinin temel özellikleri şunlardır:
—Vergi, zam, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları vasıtasıyla, halkın sahip olduğu bütün imkânlar elinden alınmaktadır.
—Kur, faiz oranları ve enflasyon politikaları vasıtasıyla, halkın imkânları iç ve dış rantiye gruplarına aktarılmaktadır.
—Kamu kesimi borçlanma gereğinin en üst düzeyde tutulması ve bunun yüksek reel faizli iç ve dış borçlanmalarla karşılanması suretiyle, halkın ve devletin imkânları rantiye grubuna aktarılmaktadır.
—Reel yüksek faiz ve yanlış kur politikası sonucu, tüketim malı ve ara mali ithalatı artmakta, buna mukabil, ihracatın ithalattan daha az artması neticesinde, dış ticaret açığı büyümektedir. Bunun sonucu olarak da büyük bir cari açık ortaya çıkmaktadır.
—Giderek büyüyen cari açığın sıcak para ile karşılanması neticesinde, ekonomi dış müdahalelere açık hale gelmekte ve sürekli kriz tehdidine maruz kalmaktadır. Böylece iç ve dış borçların sürekli artmasıyla ülke kaynakları faize akmaktadır.
—Yanlış kur politikaları neticesinde ithalat cazip hale gelmekte, ihracat giderek zorlaşmakta, yerli üretim ve yeni yatırımlarda gerileme olmakta ve neticede işsizlik artmaktadır.
—Artan işsizlik ücretlerin azalmasına sebep olmakta, işsizlik ve düşük ücretli kayıt dışı istihdam sonucunda gelir dağılımı adaletsizliği tahammül boyutlarını zorlamakta ve böylece sosyal patlama riski artmaktadır.
—Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile oluşturulmuş milli kuruluşlar şaibeli bir şekilde IMF talimatları doğrultusunda yabancı ve yerli tekellere haraç mezat satılmakta, bunun neticesinde ülke ekonomisinin bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla ilgili sektörler, topyekûn küresel sermayenin eline teslim edilmektedir. Bu yapılan özelleştirme değil, ülkeyi ve ülke ekonomisini yabancılara teslim etmektir.
—Ülke toprakları, köy arazileri dâhil, kontrolsüz bir şekilde yabancılara satılmaktadır.
—Ekonominin yönetimi, İMF ve Dünya Bankası aracılığı ile küresel sermayeye terk edilmiş durumdadır. .
Rant ekonomisi düzeninde, ülke kaynaklarının rantiye grubuna aktarılması için başka yöntemler ve yollar da kullanılmaktadır. Bunlar:
—Merkez bankasının bankaları fonlaması ve repo işlemleri,
—Kamu kurumu ve kuruluşlarının paralarının ve gelirlerinin özel bankalara düşük faizle yatırılması,
—Kamu kurum ve kuruluşlarının finansman ihtiyaçlarının özel bankalardan ve yüksek faizlerle karşılanması,
—Kamu bankalarının döviz tevdiat hesaplarının yurt dışı şube ve muhabir bankalara aktarılması ve bunların düşük faizle özel bankalara intikal ettirilmesi,
—Özelleştirme, kiralama ve ihale yolsuzlukları,
—İsraflar ve atıl yatırımlar;
—Devlet yatırımlarının çok uzun yıllara sâri olarak yürütülmesi.
Bu rant ekonomisi anlayışı ve uygulamaları ile ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması ve “güçlü ekonomiye geçiş” mümkün değildir. Tam tersine rant ekonomisi, her geçen gün ekonominin batışını hızlandırmakta, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirmekte ve sosyal patlamalara zemin hazırlamaktadır.
Rantiyeye haksız olarak aktarılan imkânlar, reel sektöre, sosyal güvenliğe ve bütçeye, yani hak sahibi olanlara aktarılsaydı, denk bütçe, yüksek miktarda yatırım, bol, kaliteli ve ucuz üretim ile istihdam ve büyük miktarda ihracat temin edilecek, ayrıca sosyal sınıfların insanca yaşaması sağlanmış olacaktı. Böylece ülkenin kalkınması sağlanacak, insanlarımıza refah temin edilmiş olacaktı.
Bu izahlardan açık olarak anlaşılacağı gibi, yaşanan ekonomik felâketi ortadan kaldırmak için yapılacak iş; rant ekonomisinden, reel ekonomiye geçiştir.
Bizimle diğer siyasi partiler arasındaki temel farklardan biri de budur. Biz, “Reel Ekonomi” yi esas alıyoruz, onlar “Rant Ekonomisi”nde ısrar ediyorlar. Biz, “Türkiye’nin Bütünüyle Kalkınmasını” esas alıyoruz, onlar çoğunlukla, küçük bir azınlık olan, “Rantiye Gurubu’nun kalkınmasını”; biz, “Adil Bölüşüm” ve “Herkese Refah”ı esas alıyoruz, onlar çoğunlukla “Rantiyenin Refahı”nı esas alıyorlar.
Çünkü biz Milli Görüş zihniyetinin mensuplarıyız.
Reel ekonomiye geçişin başarılabilmesi, bazı şartlara bağlıdır:
a. Kadro
—Milli Görüş’e, Milli heyecana ve başarma aşk ve azmine sahip, bilgi, plân, program, takip, intaç (sonuç alma) sistemini disiplinle uygulayacak kadro ile bu hedefler gerçekleştirilecektir.
b. Zihniyet
—Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete geçirmek; üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde herkesin hakkını almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir guruplarının Milli Gelirden dengeli ve adil bir şekilde pay almasını sağlamak inancımızın temelini oluşturmaktadır.
Böyle bir politikanın başarılı bir şekilde yürütülmesi, aynı zamanda âdil bir düzene dayalı yeni bir dünyanın kurulmasını gerektirmektedir. Bu vizyona sahip olmayanlar Türkiye’yi ekonomik yıkımdan kurtaramazlar.
c. Gözetilecek Temel Esaslar
—İş ahlâkı temel ilke olacaktır.
“Önce ahlâk ve maneviyat” prensibi bütün yönleri ile uygulamaya konulacaktır.
—Her türlü israf ortadan kaldırılacaktır.
—Üretimin en ucuz maliyetle gerçekleştirilmesi için her türlü tedbir alınacaktır.
—Verimlilik ve toplam kalite esas alınacaktır.
—Tüketici haklarının korunması için gerekli yasal mevzuat daha da geliştirilecek ve sivil toplum kuruluşları desteklenecektir.
—Ekonomik faaliyetler serbest piyasa kurallarına göre yürütülecektir. Devlet sömürüyü, kartelleşmeyi, tekelleşmeyi, karaborsayı ve haksız rekabeti önleyecek ve üretimi zorlaştıran engelleri ortadan kaldıracak tedbirleri alacaktır.
—Herkes teşebbüs özgürlüğüne, iş ve meslek seçme hakkına sahip olacak. Bu hak ve özgürlüğün önündeki engeller kaldırılacaktır.
—Vergi sistemi bütünüyle elden geçirilecek ve verginin âdil ve haklı olması sağlanacaktır. Vergi çeşitleri azaltılacak, oranları düşürülecek, vergi mevzuatı basit ve etkin hale getirilecektir. Asgari ücretten vergi alınmayacak, yasal tüm tüketim harcamaları gider sayılacak, gelir vergisi net gelirden alınacaktır.
—Sermayenin tabana yayılması ve sermaye piyasasındaki spekülasyonlara son verilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
—Finansmanı üyeleri tarafından sağlanan, demokratik esaslarla yönetilen, üreticiler arasında özerk dayanışma sandıklarının veya sigortaların kurulması için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.
—Devlet yatırımları; geri kalmış bölgelerin kalkınması ile ilgili yatırımlar ve stratejik önemi olan yatırımlarla, özel sektörün yeteri kadar ilgi duymadığı alt yapı, sağlık ve eğitim yatırımları ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi mümkün olmayan yatırımlar ve bazı savunma sanayi yatırımları ile sınırlandırılacaktır.
—Kamunun alacak ve vereceklerine farklı ceza hadleri uygulamasına ve sonradan geri ödenecek payların önce ödettirilip sonra iade edilmesi uygulamasına son verilecektir.
—Doğal kaynaklar kamuya aittir. Stratejik olanlar dışında, bu kaynakların arama ve işletilmesi için, kamusal pay alınmak koşuluyla, özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır. Doğal kaynakların işletilmesinde etkinliği ve verimliliği arttırıcı tedbirler alınacaktır.
—Ormanların işletilmesinde, orman varlığını arttırıcı, ormanları gençleştirici ve geliştirici tedbirler ve yasal düzenlemeler yapılarak özel sektörden yararlanılacaktır.
—Araştırma ve geliştirme faaliyeti ve yatırımlar tüm sektörlerde desteklenecektir.
—Ekonomiye dış müdahaleler önlenecek; yabancı sermayenin ülkeye spekülatif amaçlarla değil, kalıcı yatırımlar için gelmesini sağlayıcı hukuki altyapı ve güven ortamı tesis edilecektir.
—İMF ve Küresel Sermaye politikaları derhal terk edilecek, milli reçeteler uygulanacaktır.
—54. Erbakan Hükümeti zamanında kurulan ‘Havuz sistemi’ tekrar tesis edilerek, kamunun gereksiz borçlanmasının önüne geçilecektir.
—Denk bütçe yapılarak kamunun borçlanma ihtiyacı kaldırılacak, böylece faizler düşürülecek, ülke kaynakları faize, rantiyeye değil, yatırıma, üretim ve ihracata, dolayısıyla işsizliğin çözülmesine ve refaha yönlendirilecektir.
—Güçlü ekonomiye ulaşmak için, ülkenin öz kaynakları tekrar harekete geçirilecek, kısa sürede üretim ve ihracat seferberliği yapılacaktır.
—Halkın alım gücü arttırılacak, iç tüketim canlandırılacak, bu sayede ekonominin büyümesi sağlanacaktır.
—Teşvik yasası yeniden düzenlenerek ülkemizin ve ekonomimizin şartlarına uygun hale getirilecektir.
—Başta D–8 olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler arasında tesis edilecek olan ve âdil bir düzene dayalı uluslar arası ilişkilerle, ekonominin hızla gelişmesi sağlanacaktır. Diğer ülkelerle de, ekonomik ilişkiler, bu ölçüler içerisinde yürütülecektir.
—Özelleştirme adı altında yapılan yabancı ve yerli tekellere peşkeş çekme derhal durdurulacak, oluşmuş tekelleşme rekabete açılacaktır. Özelleştirmeler rekabeti sağlayıcı, verimliliği arttırıcı, dışa bağımlılığa yol açmayan, teknolojiyi geliştirici şartları sağlama ilkeleri içinde yapılacaktır.
Türkiye’nin, bütünü ile bölgeler ve fertler arasındaki dengesizliklerin giderilmesi suretiyle kalkınması ve böylece belirli bir zümreye değil herkese refah sağlanması gereklidir.
Bunun için;
—Yurdun her yanına ulaşabilecek karayolu, demiryolu, hava ve deniz yolu ağı tesis edilecek, böylece kaynaklara ve her bölgeye ulaşma imkânı sağlanacaktır. Bu suretle, istihdam–üretim–ihracat seferberliğinde, yurdun her köşesindeki imkânlardan azami ölçüde yararlanılacaktır.
—Başta organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri olmak üzere altyapı tesislerine önem verilecek ve yaygınlaştırılacaktır. Böylece üretim, istihdam ve ihracat artırılacaktır.
—Teşvikler üretimi, istihdamı ve ihracatı artırmak için kullanılacaktır. Ekonomimizin düzlüğe çıkması büyük ölçüde ihracatın artırılmasına bağlıdır. İhracatı artırmak için üretim maliyetini düşürmek ve kaliteyi artırmak gerekmektedir. Üretim maliyetini düşürmek için girdi maliyeti ve vergilerin dünya şartlarına uydurulması, hatta daha da ucuzlatılması ve en aza indirilmesi sağlanacaktır.
—Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere büyük dengesizlik arz eden bölgelerin kalkındırılması için özel programlar tatbik edilecektir.
Bunun için;
—GAP projesi süratle tamamlanacaktır. GAP bölgesindeki yerleşim alanlarında ortaya çıkacak acil alt yapı sorunlarının çözümü sağlanacaktır.
—Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu ve Karadeniz gibi diğer geri kalmış bölgelerde yarım kalmış veya işletme sermayesinin azlığı sebebi ile işletmeye geçirilememiş yatırımların ekonomiye kazandırılması ve yeni yatırımların yapılması için bu bölgelerde vergi oranları düşürülecek, teşvikler arttırılarak etkin hale getirilecek ve alt yapı yatırımları hızla tamamlanacaktır.
—Ülkenin tamamında kadastro işleri hızla tamamlanacaktır.
—Köye dönüşü hızlandırıcı önlemler alınacak, bunun için gerekli finansman sağlanacaktır.
—Hazine arazisi ve temizlenecek mayınlı alanlardan uygun olanlar köylülere verilecektir. Sınırlarımızdaki mayınlı arazinin temizlenmesi milli imkânlarla yapılacaktır.
—Sınır ticareti geliştirilecek. İran, Irak, Suriye, Gürcistan ve diğer bütün komşu ülkeler ile sınır ticareti arttırılacaktır.
—Bu bölgelere, okul, öğretmen ve sağlık hizmetlerinin götürülmesine öncelik verilecektir.
—Tarım ve hayvancılık projelerine destek sağlanacaktır.
İşte Saadet Partisinin diğer görüşlerden temel farkı da bu prensiplerdir.
Biz Türkiye’nin bütünü ile kalkınmasını esas alıyoruz, bizim dışımızdaki siyasi kuruluşlar genellikle küçük bir azınlık olan Rantiye Grubuna öncelik veriyorlar. Biz herkese refahı esas alıyoruz, onlar genellikle küçük bir grubun refahına hizmet ediyorlar.
Çünkü biz Milli Görüş inancına sahibiz.
Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir kavşak ve köprü durumundadır. Bu kıtalar arasında her türlü mal ve enerji geçişi bölgemiz üzerinden olmaktadır. Bu geçişlerin büyük ölçüde ülkemize kaydırılması Milli ekonomimiz yönünden önemli olduğu gibi, nakliye masraflarının azaltılması bakımından da önemlidir. Buna ilaveten, mübadele edilen malların, ülkemizde üretilmesi mümkündür. Bu avantajların kullanılması ekonomimize çok büyük katkılar sağlayacaktır.
Türkiye aynı zamanda Asya ve Ortadoğu’daki, bol petrol ve doğal gaz gibi, enerji hammaddelerinin Avrupa’ya ulaştırılmasında da köprü konumundadır. Ayrıca ülkemiz bu konumu itibariyle de finans merkezi haline gelme potansiyeline sahiptir.
Nasıl Singapur Uzakdoğu için bir santral görevi ifa ediyor ve Uzakdoğu ile dünyanın irtibatı Singapur üzerinden kuruluyorsa, Türkiye de, Avrupa–Amerika ile Asya-Afrika arasındaki bütün ekonomik münasebetlerde Uzakdoğu’nun değil, dünyanın santrali olabilmek için her türlü imkân ve şartlara sahip bulunmaktadır. Batı, doğuya mal sevk ederken deposunu Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimini Türkiye’de yapmalı; Doğu da, Batıya mal sevk ederken, deposunu Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimi Türkiye’de yapmalıdır. Bu ekonomik şartlar, Türkiye’nin aynı zamanda Dünyanın finans merkezi olmasını gerektiren şartlardır. Onun için:
—Serbest bölgelere,
—Oto yollara,
—Hızlı trenlere,
—Büyük limanlara,
—Ucuz enerji projelerine önem vermek, öncelikli hedefimizdir.
Esasen, bu hamlelerin temel projeleri 54. Erbakan Hükümeti döneminde hazırlanmıştı.
Ülkemizin hızlı kalkınması ve güçlü bir yapıya kavuşması için Yüksek Teknolojinin ülkeye kazandırılması ve bu sahada Türkiye’nin diğer ülkelerin önüne geçmesi de sağlanacaktır.
Bu mümkündür çünkü teknoloji, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş olan ülkelerin önüne geçebilmesi için bir imkân ve fırsattır. Bu imkân Cenab-ı Hakk’ın insanlığa bahşettiği bir rahmettir.
İnanıyoruz ki, vatandaşımızın refahının sağlanması amacıyla, bu tip büyük projelerin hayata geçirilmesi için yeterli kaynağa sahibiz. Bu kaynaklar, vergi, zam, faiz, düşük ücret, düşük taban fiyatı, iç ve dış borç ile değil; şuurlu teşvik politikaları, israfın önlenmesi, üretim ve verimliliğin arttırılması, ithal ikamesinin sağlanması ve ihracat imkânlarının seferber edilmesi ile temin edilecektir.
IV. 5. Dış ticaret politikası
Yukarda açıklanan imkânlar kullanılarak Türkiye, bölgenin ve dünyanın ticaret merkezi haline getirilecektir.
Refahın ve ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biri ihracattır. İhracatın ithalat rakamlarını karşılamaması neticesinde oluşan dış ticaret açığı, dışarıdan ek kaynak temini için borçlanma zarureti doğurmaktadır. Bu dış borçlar ve borç faizleri, halkımıza ve ekonomimize büyük bir yük getirmekte ve kalkınmamıza engel olmaktadır. Bu durumun meydana gelmemesi için, bir yandan başta D-8’ler olmak üzere, kalkınmakta olan ve sömürülen ülkelerle yeni ilişkilerin kurulmasına ve adil bir düzene sahip yeni bir dünyanın oluşturulmasına gayret gösterilirken, diğer yandan da kaliteye ve maliyetlerin düşürülmesine önem verilecek ve ihracat desteklenecektir.
Çünkü Türkiye’nin, klasik pazarlarının yanında yeni pazarlara ve yeni ürünlere de ihtiyacı vardır.
Önümüzdeki yıllarda doğu-batı ulaşım ve enerji koridorları içinde, ülkemiz ve komşularımız üzerinden milyarlarca dolarlık mal ve hizmet akışının olması beklenmektedir. Bu mal ve hizmet akışından azami istifade sağlanacak şekilde tedbirler alınacaktır.
Bu çerçevede, başta komşularımız olmak üzere, bölge ülkeleri ve diğer dünya ülkeleri ile milli menfaatlerimize aykırı olan yapay gerginlikleri ve engellemeleri ortadan kaldırıp, her türlü işbirliğine yönelinecek; dış ticaretimizi arttırmak için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
İhracatı artırmak için, imalatçı firmalar ve ihracatçı kuruluşlar ile yakın işbirliği sağlanacaktır.
KOBİ’lere, ihracatlarını arttırmaları için, prototip geliştirme, bilgi, pazar temini ve finansman imkânları sağlanacaktır.
Toplumsal varlığımızın belkemiği olan ve helâl kazanç için bütün sermayesini ve emeğini seferber edip gece gündüz çalışan esnaf ve sanatkârlarımız, aynı zamanda ekonomimizin de can damarlarıdır. Saadet Partisi, uygulayacağı reel ekonominin tabii bir sonucu olarak, esnaf ve sanatkârlara ayrı bir önem vermektedir.
Ülkedeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir kısmını sağlayan KOBİ’ler, toplam kredinin ancak % 5’ini kullanabilmektedirler. Bu bir haksızlıktır ve ekonominin bütününü olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Partimizin iktidarında, ekonomik faaliyetleri büyük ölçüde gerçekleştiren esnaf ve sanatkârları, ürettikleri katma değer ve istihdamları ile orantılı olarak, destekleyecek tedbirler alınacaktır.
Ülkemiz, tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yapmış bir bölgededir. Tarihin ilk dönemlerinde Anadolu’da tarım yapılmış, tarih boyunca “Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan insanları beslemiştir.
Bu gün gelinen noktada ise, uygulanan yanlış politikalar neticesinde, “Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan nüfusu besleyemez duruma getirilmiştir. Daha düne kadar yeryüzünde kendini besleyebilen yedi ülkeden biri olduğumuz halde, bugün tarım ürünleri ithalatımız ihracatı geçmiş durumdadır.
Ülkenin dengeli ve yeterli beslenmesi ve herhangi bir engelleme halinde, kendi gücüyle ayakta durabilmesi için olmazsa-olmaz bir sektör olan tarım, stratejik öneme sahiptir. Topraklarımız, iklimimiz, sahip olduğumuz bitkisel çeşitlilik, su potansiyelimiz ve yetişmiş insan gücümüz en büyük güç kaynağımızdır.
Arazilerin parçalanmışlığı, toprak ıslahının yapılamamış, sulama ve drenaj gibi alt yapı yatırımlarının tamamlanamamış olması, bilimin getirdiği yeniliklerin üreticiye ulaştırılamaması, yönlendirici planlamanın yapılmaması, ürün borsalarının yeterince oluşmaması, Üretici Birliklerinin katılımcı ve üreticiye destek verecek bir anlayışla yönetilmeyişi ve amacına uygun çalışamaması, bilhassa IMF’ye terk edilmiş olan tarım politikaları ile tarımımızın ve hayvancılığımızın yok edilmesine yönelik programlar ve uygulamalar üretimi olumsuz etkilemekte ve giderek hayvancılık gibi tarım da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.
Tarım politikalarının IMF kontrolünden kurtarılması ve tarım arazilerinin ıslahı ve toplulaştırılması, verimliliğin artması için gereklidir. Belirli büyüklüğe inmiş arazilerin parçalanmasını önleyici ve arazileri birleştirmeyi özendirici tedbirler alınacaktır.
En kısa zamanda yasal alt yapı oluşturularak, tarım arazilerinin tarım dışı kullanımı engellenecektir.
Sulanabilir tarım arazilerinin sulama ve drenaj yatırımları hızla tamamlanacak, verimliliği arttıran ve toprağı koruyan sulama yöntemleri çiftçilerle birlikte uygulanacaktır.
Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın tamamını kullanabilmemiz için gerekli proje ve yatırımlara öncelik verilecek, teknik ve ekonomik bakımdan sulanabilir sayılan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin tamamının, makul olan en kısa sürede sulanır duruma getirilmesi sağlanacaktır. Bu cümleden olmak üzere son yıllarda yavaşlatılan GAP bir an önce tamamlanacaktır.
Borsası kurulabilen her ürün için en uygun illerde borsalar kurulacaktır. Bu borsaların dünya borsaları ile entegrasyonu sağlanacaktır.
Demokratik kurallara göre yapılanan ve çalışan ‘Üretici Birlikleri’nin önündeki engellerin kaldırılması için gerekli yasal düzenlemeler en kısa zamanda yapılacaktır.
Tarımda bilgi birikimi ve bilgi akışı sağlanacak, tarım kuruluşları, ilgili fakülteler ve üreticilerle birlikte, Yönlendirici Planlama yapılarak arz-talep dengesinin bozulmaması sağlanacaktır.
Tarım destekleri; ABD ve Batı ülkelerinde olduğu gibi, girdiler ve ürün üzerinden yapılacak ve yeterli seviyeye çıkartılacaktır.
Tarımın gelişmesini engelleyen art maksatlı kotalar kaldırılacaktır.
Tohum üretimi ve ileri teknoloji gerektiren tarım ve hayvancılık alanları desteklenecektir.
Ekolojik tarım yaygınlaştırılacak ve desteklenecektir.
Üniversite-Çiftçi işbirliği sağlanacak; tarımda eğitim, özellikle üreticilerin talepleri ve iş durumları göz önüne alınarak, sürekli hale getirilecektir.
Yem sanayisi, yem bitkileri ve meraların ıslahı ve geliştirilmesi için her türlü destek sağlanacaktır.
Yok edilmiş olan hayvancılık desteklenerek yeniden ihya edilecek ve ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçirilecektir.
“Toprak Mahsulleri Ofisi” amacına uygun olarak çalışır hale getirilecek ve hasat zamanında çiftçinin elinden tutulacaktır.
Süt ve yem endüstrileri ile Et-Balık Kurumları günün ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden düzenlenecek ve yurdun bütün bölgelerine yayılacaktır.
Su ürünlerinin üretimi desteklenecektir.
Enerji günlük hayatımızın, iktisadi ve sosyal faaliyetlerin temel ihtiyaçlarındandır. Bu bakımdan enerjinin kalitesi, maliyeti, yeterliliği ve devamlılığı öncelikle teminat altına alınacaktır. Ekonomi bölümünde belirtilen “Yeniden Büyük Türkiye” hedefleri için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Bunun için enerji yatırımları ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilecektir.
Türkiye’nin sürdürülebilir bir kalkınmayı gerçekleştirebilmesi, doğru, tutarlı ve milli bir enerji politikasını uygulamasına bağlıdır. Enerjide kaynak çeşitliliğini sağlayacak önemli projeler hayata geçirilecektir.
Yıllardır engellenmiş olan nükleer teknolojinin ülkemize kazandırılması ve nükleer enerjinin milletimizin hizmetine sunulması sağlanacaktır.
Enerjide dışa bağımlılığı asgari seviyede tutmak için öncelikle yerli kaynaklar değerlendirilecektir. Derelere kadar hidrolik enerji imkânlarının, kömür yataklarının, rüzgâr, güneş ve jeo-termal enerji kaynaklarının değerlendirilmesi için çalışmalar hızlandırılacak, yatırım ve işletmeler desteklenecektir.
Komşu ve bölge ülkeleri ile enerji üretim ve iletim sahalarında işbirliğine gidilerek elektrik, doğalgaz ve petrol iletim hatlarında bağlantı kurulması sağlanacaktır.
Ülkemiz zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bir bölgede olmasına rağmen, yeterli üretim yapılamamaktadır. Petrol ve doğalgaz üretimimizi artırmak için yurt içi ve yurt dışı sahalarda arama ve işletme faaliyetleri hızlandırılacaktır.
Enerji sahasında araştırma-geliştirme çalışmaları ve enerji tesislerinin makine ve teçhizat imalatı desteklenecektir.
Enerji üretimi ve dağıtımı özel sektör ve kamu yatırımları vasıtasıyla karşılanacaktır. Rekabet ortamı içerisinde ucuz ve temiz enerji arzı sağlanacaktır.
Petrol ürünlerinin dağıtımında, boru hatları inşası da alternatif olarak değerlendirilerek, uygun yerlerde tanker taşımacılığı boru hatları ile ikame edilecek, bu sayede tasarruf ve güvenlik sağlanacaktır.
Doğal gaz, ısınmada ve sanayide, zaruri bir ihtiyaç maddesi haline gelmiştir. Sanayide maliyeti ve kaliteyi etkilemektedir. Bu bakımdan bütün illere ve ilçelere doğal gaz ulaştıracak boru şebekeleri en kısa zamanda inşa edilecektir.
Doğalgazın en ucuz şekilde kullanıcısına ulaştırılabilmesi için, başta D-8’ler olmak üzere, bütün doğalgaz üreten ülkelerle, karşılıklı menfaatlere dayanacak şekilde anlaşmalar yapılacak ve mevcut anlaşmalar bu hususlar dikkate alınarak yenilenecektir.
Elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarında yenileme yatırımlarına öncelik verilerek kayıp ve kaçakların önüne geçilecektir.
Gelişme ve Kalkınmanın vazgeçilmez gereklerinden birisi de yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına sahip olmaktır.
Bu sebeple, mutlu insanların yaşadığı, geleceğin güçlü “Yeniden Büyük Türkiye”sini kurmak için, yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına ihtiyaç vardır.
Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi hedefimizdir. Sanayinin yurt sathına yayılmasında ve bölgesel gelişmişlik farkının asgariye indirilmesinde en etkin alt yapının, kaliteli, yaygın ve güvenli bir ulaştırma ve haberleşme ağı olduğuna inanıyoruz. Bunun için bütün ulaştırma imkânlarının ekonomik ve dengeli bir tarzda yurt sathına yayılmasına öncelik verilecektir
Hazırlanacak ulaştırma mastır plânı ile karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu ulaştırmasının, yatırım ve işletme maliyeti dikkate alınarak, ihtiyaca göre, dağılımı sağlanacaktır.
Demiryolu taşımacılığının hızlı, dakik, emniyetli ve ucuz olması dikkate alınarak, son elli yıldır ihmal edilen demiryolu ve denizyolu ulaşımı yeniden ele alınacak, yük ve yolcu naklinde demiryolu ve denizyolunun ağırlığı arttırılacaktır.
Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu ülkeler arasında güvenli ve hızlı demiryolu ve denizyolu taşımacılığı geliştirilecektir. Bu şekilde nakliye maliyetleri düşürüleceği gibi karayolu trafiğini azaltarak yol güvenliğine de yardımcı olunacaktır.
Asya-Avrupa, Ortadoğu-Avrupa otoyol ve demiryolu bağlantıları geliştirilecektir.
İlçe, belde ve köy yollarının standartları yükseltilecek ve iller arası yollar çift yol haline getirilecektir.
Ulaşım sektörü için gerekli olan araç, makine ve teçhizatın yurtiçi imalatı desteklenecektir.
Haberleşme stratejik önemi olan bir sektördür. Bu sebeple, kaliteli ve güvenli olması, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir gereksinimdir. Bazı ülkelerde ortaya çıkan skandallar bu sahanın milli kalmasındaki gerekliliği açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu sebeple bu sektör milli hale getirilecektir.
Savunma sanayisinde, dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için gerekli orta ve uzun vadeli programlar hazırlanarak, ihracat potansiyeline ve dünya piyasalarında rekabet gücüne sahip, teknolojik bakımdan bütün diğer ülkelerin önüne geçecek, dost ve müttefik ülkelerle (D–8 ülkeleri gibi) dengeli işbirliğini mümkün kılan, bir Milli Savunma Sanayisinin oluşturulması ana hedefimizdir.
Bu anlayışla, müttefik ülkelerle uyumlu, kendi silah sistemlerimizin oluşturulması sağlanacak, ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtarılacaktır.
Savunmamız için gerekli silah ve teçhizat ihtiyacı, orta ve uzun vadeli olarak belirlenerek milli savunma sanayisinin hazırlık yapmasına ve ihtiyaçların yerli kaynaklardan karşılanmasına özen gösterilecektir.
Savunma silah ve teçhizatının iç ve dış tedariki ve ihracatı tek merkezden yönetilecektir.