Genel Başkan Temel Karamollaoğlu, Kudüs'ün ulvi bir dava, vazgeçilmez bir sevda olduğunu belirterek, "Peygamberimizin miraca çıktığı ulu mekandır. Hakk'a açılan kapı, zulme karşı direniştir. İlk kıble, ilk istikamettir. Hepsinden öte Müslümanların ortak ruhu ve ortak paydasıdır." dedi.

Karamollaoğlu, bütün mazlumların umutlarının miting meydanında olduğunu belirterek, "Bu meydanda Filistin işgal altındayken rahat uyuyamayan Selahaddin Eyyubi'nin torunları var. Alparslan'ın torunları var. Necmettin Erbakan'ın talebeleri var. Gazze'nin olduğu kadar Tel Aviv'in de gözü bu meydanda. Halid Meşal'in, İsmail Haniye'nin, Raid Salah'ın olduğu kadar Netanyahu'nun da gözü bu meydanda. Emin olun onların korkudan bacakları titriyor. Karanlık kapıların arkasında kurdukları ekranlarda bu alana bakıp 'Ebabil kuşları gibi nereden çıktı bu insanlar?' diyorlar. Derin bir korkunun içine kapılıyorlar. Bugün burada 80 milyon Türkiye'nin yüreği var." diye konuştu.

Hakkın ve adaletin mücadelesini verdiklerini dile getiren Karamollaoğlu, çifte standardın olmadığı bir dünyanın mücadelesini verdiklerini kaydetti. Karamollaoğlu, sömürünün olmadığı bir dünyanın mücadelesinde olduklarına dikkati çekerek, sadece Müslümanların değil, ezilmiş bütün halkların hakları için meydanda olduklarını anlattı. Kudüs'ün sadece bir şehir ve mübarek bir mekan olmadığını ifade eden Karamollaoğlu, şöyle devam etti:

 "Kudüs, ulvi bir dava, vazgeçilmez bir sevdadır. Peygamberimizin miraca çıktığı ulu mekandır. Hakk'a açılan kapı, zulme karşı direniştir. İlk kıble, ilk istikamettir. Hepsinden öte Müslümanların ortak ruhu ve ortak paydasıdır. Adeta insanlığın turnusol kağıdıdır. Tarihi hakikatler göstermektedir ki Kudüs'e hakim olan yeryüzüne hakimdir. Kudüs'e zulüm getiren yeryüzünü kana bulamış, barış ve huzur getiren yeryüzüne adaleti hakim kılmıştır."

 5700 SENELİK MİKROP

Karamollaoğlu, siyonistlerin amaçlarından bahsettiği konuşmasında, bu ideolojinin dünyaya getirdiği zulümleri anımsattı.

 Siyonistlerin Kudüs'ü neden başkent yapmaya gayret ettiklerinin iyi anlaşılması gerektiğinin altını çizen Karamollaoğlu, "5700 senelik bir mikrop. Bunları söylemek mecburiyetinde hissediyorum. Bu noktaya kendiliğinden gelinmediğini sizlere hatırlatmak istediğim için. Bunlar tam 5700 senedir 'Biz dünyanın efendisiyiz. Allah'ın asıl kulları biziz. Diğerleri bize hizmet için yaratıldı. Bundan dolayı biz, üstün ırkız.' diye inanmakta bunlar." diye konuştu.

 Karamollaoğlu, İsrail'in tek başına olmadığını aktararak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"1897'de tam 120 sene önce birinci siyonist kongresinden itibaren silahlı çalışma yürütüyor. Emperyalist ülkeleri bu maksatla kullanıyorlar. Bu dünyanın önemli ülkeleri ve etkin yapıları İsrail'in bu zulmüne hep sahip çıkmışlardır. İsrail, Birleşmiş Milletler'de yüzlerce kere kınansa da aleyhine hiçbir karar alınmamıştır. Daha iki ay önce BM tarafından hazırlanan komisyon tarafından rapor İsrail'in ırkçı olduğunu tespit ettiği için kamuoyuna açıklanmasının ardından baskıyla geri çektirilmiştir. Bu gücün bir ifadesidir, bu etkinin bir ifadesidir, bu bütün dünyanın nasıl kullanıldığının en açık ifadesidir. Biz bunu bir kenara bırakamayız. Neredeyse bütün uluslararası kuruluşlar İsrail'i kayıtsız şartsız korumayı bir görev olarak kabul etmişlerdir. Bugün Kudüs'ün savunulması yeryüzünün bütün müsebbiplerine karşı bir başkaldırıdır. Asıl şeref nişanı bu başkaldırı olacaktır. Bizler Kudüs'ü her zaman İslam Birliği'ne giden yolun mihenk taşı olarak gördük. Bu sebeple Milli Görüş Hareketi'ni başlattığımız ilk günden itibaren hep Kudüs'ü ülkemizin ve dünyanın gündeminde tutmak için her sene Kudüs mitingleri yapmayı görev kılarak gördük."

 MÜSLÜMAN ÖLDÜRMEKTEN HAZ ALIYORLAR

İslam dünyasının üzerinde tartışmasız ittifak ettiği tek konunun Filistin ve Kudüs olduğunu aktaran Karamollaoğlu, şunları söyledi:

 "Gazze'de patlayan bir bomba, tüm İslam coğrafyasında aynı acıyla yürekleri yakmaktadır. Tarih boyunca tevhid ve adalete inananlar olarak bizim ecdadımız Kudüs'ü barış yurdu haline getirmişlerdir. Kuvveti üstün tutan zalimler ise bu kutlu beldeyi zulme boğmuş, çatışma diyarına dönüşmüşlerdir. Önce Filistinlileri kaba kuvvet zoruyla tanklarla, füzelerle katlettiler. Geriye kalanları evlerinden barklarından göçe zorladılar, mecbur bıraktılar. İsrail'i kurdular, şimdi de Büyük İsrail'i kurmak için uğraşıyorlar. Her gün Müslüman katletmekten, kan akıtmaktan adeta haz alıyorlar. Kudüs bugün siyonizmin topyekun kuşatmasıyla karşı karşıyadır. Bu kuşatma aynı zamanda küresel bir kuşatmadır. Bu küresel kuşatmaya ancak küresel bir direnişle karşılık verebiliriz. Bu yüzden zaman konuşma zamanı değil, çok çalışmak ve şuurla hareket etme zamanıdır. Farklılıklarımızı kaşıyarak değil, ittifaklarımızı güçlendirerek bu kötü gidişe 'dur' diyebiliriz. Kudüs'ün kurtuluşu için lafa değil, icraate ihtiyacımız var."

Karamollaoğlu, İslam birliğinin zorunlu olduğunu dile getirerek, bunun çok da zor olmadığını söyledi.

İslam Birliği Teşkilatının bugün 57 üyesi olduğunu anımsatan Karamollaoğlu, "Dünyanın en önemli petrol rezervleri ve doğalgaz kaynakları bu ülkelerdedir. Dünyanın en stratejik geçiş noktaları da bu ülkelerdedir. En zengin su kaynakları, en bereketli tarım arazileri bu ülkelerde, en önemlisi ise dünyanın en genç ve en dinamik nüfusu İslam ülkelerindedir. Bu kadar güç ve imkan bizdeyken coğrafyamızın kalbine zulüm ve işgalle yerleşen İsrail'in bu kadar pervasız hareket edememesi gerekirdi. Cenab-ı Hakk'ın Filistinli kardeşlerimize bahşettiği cesarete, Filistinli kardeşlerimizin gösterdiği fedakarlığa ve kararlılığa, sergilediği bu hazinkarlığa bütün dünya şahit ve hepimiz hayranız. 70 yıldır bu davadan vazgeçmediler, 70 yıldır güçlüğe göğüs gerdiler. İnanıyoruz ki 70 yıldır bastırılamayan bu mücadele artarak devam edecek ve mutlaka zaferle neticelenecektir." dedi.

 İSLAM ÜLKELERİNE SESLENDİ

Karamollaoğlu, konuşmasının devamında İslam ülkelerine seslenerek, şu çağrıda bulundu:

"Başta ülkemiz olmak üzere bütün İslam ülkelerine sesleniyorum. Eğer gözünüz kesmiyor, gücünüz fiili adım atmaya yetmiyorsa hiç olmazsa şu zalim İsrail'le tüm münasebetlerinizi kesin. Sadece Mescid-i Aksa'dan değil, İsrail işgal ettiği bütün topraklardan çekilinceye kadar, elçilerinizi geri çağırarak diplomatik ve ticari münasebetlerinizi kesin. 'İsrail'in Doğu Akdeniz'de çıkardığı gaz var', 'kapitalist ülkeler nezdindeki itibarı yüksekmiş', 'dünya finans kurumlarındaki hakimiyeti iyiymiş', bırakın bunları. Mazlumun yanında yer almaya, hakkın tecellisi için risk almaya, şahsiyetli bir tavır sergilemeye gayret edin. Bilin ki İsrail sadece güçten anlar. Siz bir kararlılık gösterin bakın sonu nasıl gelecek. Biz 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatını başlattığımız zaman bütün dünya karşımıza çıkmıştı, ancak sonuç ne oldu? Biz Allah'ın yardımıyla Kıbrıs çıkarmasını yaptık ve adaya huzur getirdik. İsrail'in şu zulmünü durdurmak için yeni adımlar atalım." 

Konuşmanın Tam Metni:

"Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından Kudüs ve Mescid-i Aksa sevdasıyla koşup gelen aziz kardeşlerim,

Burada olamadıkları için yüreği yanarak ve gözleri yaşararak ekranları başında bizleri izleyen çok kıymetli Kudüs sevdalıları,

Hanımefendiler, Beyefendiler, Kudüs kokan sevgili gençler…

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, bu tarihi mitingimizin başta Filistin ve Kudüs olmak üzere zulüm altında inleyen bütün mazlumların ve mazlum coğrafyaların kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Sözlerimin başında önemli bir vazifeyi ifa etmek istiyorum. Çok kısa bir zaman içinde bu muhteşem mitingi organize eden Saadet Partimizin İstanbul teşkilatına teşekkür ediyorum. Ayrıca mitingin ilanından bugüne kadar desteğini esirgemeyen Kudüs sevdalısı sivil toplum kuruluşlarımızın kıymetli yöneticileri ve mensuplarına teşekkür ediyorum. Yine bugün bu büyük meydanı insan seli halinde dolduran siz kıymetli kardeşlerime teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bu vesile ile Kudüs’ün unutulmaz fatihi Selahattin Eyyubi’ye, Filistin Davasının en büyük müdafileri Şeyh Ahmet Yasin’e, Yaser Arafat’a ve bu uğurda canını veren diğer bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Yine Gazze ambargosunu kırmak için yola çıkan başta Furkan evladımız olmak üzere bütün Mavi Marmara şehitlerine Allah’tan rahmet diliyorum.

Ve son olarak; özünden, kimliğinden ve tarihinden koparılmış bir milleti yeniden aslına, özüne döndüren, bizlerin gönlüne Kudüs Davasını ve sevdasını nakış nakış işleyen Muhterem Erbakan Hocamıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

Muhterem Kardeşlerim,

İnanıyorum ki, bugün Gazze'nin, Batı Şeria'nın, Ramallah'ın, Kudüs’ün gözü bu meydanda.

Halid Meşal'in, İsmail Heniye'nin Kudüs muhafızı Raid Salah'ın, Mahmud Abbas’ın gözü, yüreği bugün bu meydanda.

Mescid-i Aksa’ya siyonist çizmesi girmesin diye mücadele ederken şehit olan kardeşinin cenazesini defnettikten sonra üstünün başının kanıyla şehit olma nöbetine koşan koca yürekli mücahit ve mücahidelerin gözü burada.

Haktan ve hakikatten yana olanların, ufukta bir umut ışığı arayanların gözü bu meydanda.

İnanıyorum ki bu meydana baktıkça yürekleri ferahlıyor. Hüzünleri coşkuya, karamsarlıkları umuda dönüşüyor.

İyi ki Türkiye var, iyi ki İstanbul var, iyi ki bizleri unutmayan kardeşlerimiz var diye heyecanlanıyor, gözyaşı döküyorlar.

Çünkü bu meydanda “Filistin işgal altındayken ben nasıl uyuyabilirim” diyen Selahattin'i Eyyubi'nin torunları var.

“200 bin kişilik Bizans ordusu bize doğru yaklaşıyor” denildiğinde 20 bin kişilik ordusuna bakıp “Biz de onlara yaklaşıyoruz” diyen Alparslan'ın torunları var.

“İman varsa imkan da vardır” diyen Necmettin Erbakan’ın talebeleri var.

Kıymetli Kardeşlerim,

Hiç şüphesiz Gazze'nin olduğu kadar Telaviv'in gözü de bu meydanda.

Halit Meşalin, İsmail Haniyye’nin, Raid Salah’ın olduğu kadar, Netenyahu’nun gözü de bu meydanda.

Ama onların korkudan bacakları titriyor.

Karanlık kapıların arkasında kurdukları ekranlardan bu alana bakıp, “Ebabil kuşları gibi nerden çıkıyor bunlar" diye yüreklerine en derin korkular iniyor.

Bugün burada 80 milyon Türkiye'nin yüreği var. Bugün Yenikapı’da 2 milyarlık İslam âlemi var.

Bugün bu meydanda bir avuç Siyonist tarafından alınteri, emeği sömürülen, hakkı gasp edilen mazlum ve mağdur 7 milyar insanın vicdanı var.

Allah sizlerden razı olsun.

Sizler bugün, bu meydandaki duruşunuzla, bir kez daha mazlumlara umut, zalimlere korku oldunuz.

Muhterem Kardeşlerim,

Bizler Elhamdulillah Müslümanlarız. Ve bizler hakkın, adaletin hâkim olduğu bir dünyanın mücadelesini veriyoruz.

Bizler çifte standardın olmadığı bir dünyanın mücadelesini veriyoruz.

Bizler sömürünün olmadığı, herkesin insanca yaşama hakkına kavuştuğu bir dünyanın mücadelesini veriyoruz.

Gazze’deki, Kabil’deki, Şam’daki, Bağdat’taki yetimler kadar Washington’un, Londra’nın, Paris’in varoşlarına terk edilmiş evsizlerin de mücadelesini biz veriyoruz.

Bizler kimsenin diniyle, inancıyla uğraşmayız.

Bizler Hz. Ömer’in, Selahattin-i Eyyubi’nin Kudüs'e yürüdüğü gibi yürüyoruz.

Sultan Fatih'in Bizans'a yürüdüğü gibi yürüyoruz.

Hz. Musa'nın Kızıldeniz'e yürüdüğü gibi yürüyoruz.

Çünkü biz, zalimlerin zulmünü ortadan kaldırmak, mazlumları kucaklamak için mücadele ediyoruz.

Allah’ın izniyle, bu yürüyüşümüz yeryüzünde tek bir zalim ve tek bir mazlum kalmayana dek devam edecektir.

Bugün Yenikapı’da ortaya koyduğunuz tablo bu yürüyüşün en önemli nişanelerinden ve adımlarından biri olmuştur.

Kıymetli Kardeşlerim,

Konumu, tarihi ve manası ile öne çıkan şehirler vardır. İnsanlığa yol gösteren önderler bu şehirlerde yetişmiş, hak ve adalete insanlığı bu yerlerde davet etmişlerdir

Kudüs bu şehirlerin en önemlilerinden biridir. Bu itibarla Kudüs, sadece bir şehir, bir mekân, mukaddes bir belde değil ulvi bir dava vazgeçilmez bir sevdadır.

Peygamber Efendimizin miraca çıktığı ulu mekândır. Hakka açılan kapı, zulme karşı direniştir. İlk kıble, ilk istikamettir. 

Ama hepsinden önemlisi Arabıyla, Acemiyle, Sünnisiyle, Şiisiyle, hepimizin ortak şuuru, ortak paydasıdır.

Kudüs, insanlığın adeta turnusol kâğıdıdır. Tarihi hakikatler göstermektedir ki, Kudüs’e hâkim olan yeryüzüne hâkim olmuştur. Kudüs’e zulüm getiren yeryüzünü kana bulamış; barış ve huzur getiren yeryüzünde hakkı ve adaleti hâkim kılmıştır.

Muhterem Kardeşlerim,

Öncelikle ifade etmeliyim ki, bu duruşumuzu sergilerken ne ı̇le karşı karşıya olduğumuzu iyi bilmeliyiz.

Bu azgın topluluğun niçin Kudüs’ü başkent yapmaya çalıştığını ve neden Mescid-i Aksa’ya saldırdığını iyi anlamalıyız.

Zira doğru teşhis olmadan doğru tedavi uygulanamaz. Bugün karşı karşıya olduğumuz şey 5700 senelik bir mikroptur.

Bunlar, 5700 seneden beri, “Biz dünyanın efendisiyiz, Allah’ın asıl kulları biziz. Cenab-ı Hak bizi insan olarak, diğer kulları da bize hizmet için yaratmıştır. Bundan dolayı biz üstün ırkız.” diye inanmaktadırlar.

İnançlarının amentüsü 4 maddedir. Bu inançlarını Tevrat’ın içine de yazmışlar ama aslını Kabala’dan almışlar. Cenab-ı Hakk’ın, Musa Aleyhisselam’a göndermiş olduğu hak Tevrat’ı değiştirmişler, içerisine Kabala’yı koymuşlardır. Yani muharref bir kitaba inanmaktadırlar. O muharref kitaba göre şu 3 maddeyi gerçekleştirmeyi planlamaktadırlar:

1. Ben-i İsrail mensuplarını Filistin’de yeniden toplamak.

2. Arz-ı Mev’ud’da Büyük İsrail’i kurmak ve onun emniyetini sağlamak. Onun emniyeti için Fas’tan Endonezya’ya kadar 28 ülkenin haritasını yeniden çizmek istiyorlar. Ecdadımız geçmişte 19 Haçlı Seferini püskürttüğü için şimdi ülkemizin Osmanlı ve Selçuklu gibi yeniden bağımsız, güçlü bir devlet olmasını istememektedirler.

3. Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yere Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmek.

Bu üç vazife yerine getirildiğinde yeryüzünde mesihin gelmesi için şartlar hazırlanmış olacak ve daha sonra mesih -Ben-i İsrail’in mesihi, İsa Aleyhisselam değil- yeryüzüne gelecek. Onların inancına göre Davut Aleyhisselam’ın tahtına Yahudi kralı olarak oturacak ve ebedi dünya hâkimiyetini perçinleyecek.

İşte 5700 seneden beri inançları bu. Anlattıklarımız bunların dini. Bu durumu din olarak gördükleri için Bütün bu zulümleri inançla yapıyorlar.

Bu sebeple, İsrail ile bu konularda pazarlık olmaz, barış sağlanamaz. Bunlarla yol yürünemez. Hele hele stratejik müttefik hiç olunamaz. Önce bu gerçeği bilmek mecburiyetindeyiz.

Ayrıca bilmeliyiz ki, bu inanç doğrultusunda İsrail tek başına değildir. 1897’de yapılan 2. Siyonist kongresinden itibaren 120 yıldır planlı bir çalışma yürütüyor, emperyalist ülkeleri de bu maksat için kullanıyorlar. Osmanlı’nın yıkılışı, Balfour Deklarasyonu, bölgenin nasıl paylaşılacağını gösteren Sykes-Picot Anlaşması, 2. Cihan harbi ve Birleşmiş Milletlerin kuruluşu bu yoldaki kilometre taşlarıdır.

Bugün dünyanın önemli ülkeleri ve etkin yapıları İsrail’in zulmüne hep sahip çıkmışlardır. İsrail, Birleşmiş Milletler’de yüzlerce kez kınansa da aleyhine hiçbir karar alınamamıştır. Daha iki ay önce Birleşmiş Milletlerin bir komisyonu tarafından hazırlanan ve İsrail'in ırkçı bir devlet olduğunu tescil eden bir rapor, kamuoyuna açıklanmasının hemen ardından zorla geri çektirilmiştir.

Bugün içinde yaşadığımız dünyadaki nerede ise bütün uluslararası kuruluşlar, İsrail'i kayıtsız şartsız korumayı görev olarak kabul etmektedirler. Bu çerçevede İngiltere Başbakan’ı May, İsrail’in kuruluşunun çok önemli bir adımı olan Balfour Deklarasyonu’nun 100. yıldönümünü ülkeleri için bir şeref nişanı olarak kutlayacaklarını ifade etmiştir.

Bu itibarla bugün Kudüs'ün savunulması, yeryüzünün bütün müstekbirlerine karşı bir başkaldırıdır. Asıl şeref nişanı budur.

Kıymetli Kardeşlerim,

Milli Görüşçüler olarak bizler, Kudüs’ü her zaman İslam Birliği’ne giden yolun mihenk taşı olarak gördük.

Bu sebeple Milli Görüş Hareketi’ni başlattığımız ilk günden itibaren, hep Kudüs’ü ülkemizin ve dünyanın gündeminde tutmak için, her sene Kudüs Mitingleri yapmayı önemli bir görev olarak gördük. Rahmetli Erbakan Hocamızın daha yola yeni çıkarken 1969 yılında Konya’da gerçekleştirdiği ilk miting Kudüs Mitingi olmuştu.

Aynı şekilde Milli Selamet Partisi’nin kapatılmadan önceki son mitingi de Kudüs için tertip edilmişti. Çünkü bütün ihtilaflarımıza rağmen, İslam dünyasının üzerinde tartışmasız ittifak ettiği tek konu Filistin’dir, Kudüs’tür, Mescid-i Aksa’dır. Gazze’de patlayan bir bomba Dakka’dan Abuja’ya, Kuala Lumpur’dan İslamabad’a, Jakarta’dan Kahire’ye, Şam’dan Cidde’ye, Tahran’dan İstanbul’a aynı acıyla yürekleri yakmaktadır.

Muhterem Kardeşlerim,

 Tarih boyunca tevhid ve adalete inananlar olarak bizim ecdadımız Kudüs'ü barış yurdu haline getirmişlerdir. Kuvveti üstün tutan zalimler ise, bu kutlu beldeyi zulme boğmuş ve çatışma diyarına dönüştürmüşlerdir. Bugün de durum farklı değildir. Önce Filistinlileri, kaba kuvvet zoruyla ve füzelerle, tanklarla katlettiler. Geriye kalanları da evlerinden, yurtlarından göçe mecbur bırakarak İsrail’i kurdular. Şimdi de Büyük İsrail’i kurmak için çalışıyorlar. Her gün Müslüman katletmekten, kan akıtmaktan adeta haz alıyorlar.

Kendilerine Cenâb-ı Hakk’ın vadettiğine inandıkları “Arz-ı Mev’ud”un tamamını işgal ederek Büyük İsrail’i kurmak için her türlü karışıklığı, kaosu, terörü ve savaşı meşru görüyorlar.  Bugün coğrafyamızda yaşanan her türlü anlaşmazlık ve savaşlar da bilelim ki, bu hedefe ulaşmak içindir.

Muhterem Kardeşlerim,

 Şu durum hepimizin malumu olmalıdır ki, Kudüs bugün Siyonizm’in topyekûn kuşatması ile karşı karşıyadır. Bu kuşatma aynı zamanda küresel bir kuşatmadır. Bu küresel kuşatmaya ancak küresel bir direnişle karşılık verebiliriz.

Bu yüzden zaman, konuşma zamanı değil çok çalışma ve şuurla hareket etme zamanıdır. İhtilaflarımızı, farklılıklarımızı kaşıyarak değil, ittifaklarımızı güçlendirerek bu kötü gidişatı engelleyebiliriz.

Kudüs’ün kurtuluşu için lafa değil icraata ihtiyacımız var. Çünkü ırkçı emperyalizm laftan değil ancak ve ancak güçten anlar.

Bu itibarla, başta kendi coğrafyamız olmak üzere, bütün insanlığa barış ve huzuru getirecek olan İslam Birliği’nin kurulmasını biran evvel gerçekleştirmeliyiz.

Biz İslam Birliğini kurmalıyız deyince, akıllara “Hangi İslam ülkesi ile kuracağız?” sorusu gelebilir. Şunu bilmeliyiz ki, bu iş önce inanç işidir. Öncelikle buna inanacağız.

Ayrıca biliyoruz ki, bu iş kolay bir iş değildir. Ancak emin olun ki, ülkemiz ve coğrafyamız üzerinde emelleri olanlarla bir araya gelmekten daha daha kolay ve gerekli bir iştir.

Aslında bugün İslam Birliği’ni mana olarak ifade eden bir kuruluş olarak “İslam İşbirliği Teşkilatı” var. Ve “İslam İşbirliği Teşkilatı” bundan 48 yıl önce Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa'yı korumak için Rahmetli Kral Faysal’ın öncülüğünde kurulmuştu.

Elbette bugün “İslam İşbirliği Teşkilatı” adına önemli açıklamalar yapılıyor. Ancak olması gerekenin yanında bu açıklamalar çok cılız kalmakta ve sadece İsrail'i cesaretlendirmektedir.

Bakınız İslam İşbirliği Teşkilatı'nın bugün 57 üye ülkesi var. Dünyanın en zengin petrol rezervleri ve doğalgaz kaynakları bu ülkelerde.

Dünyanın en stratejik geçiş noktaları bu ülkelerde. En zengin su kaynakları, en bereketli tarım arazileri bu ülkelerde,

En önemlisi ise, dünyanın en genç ve en dinamik nüfusu bu ülkelerde... Bu kadar güç ve imkân bizdeyken, coğrafyamızın kalbine zulüm ve işgal ile yerleşen İsrail'in bu kadar pervasız hareket edememesi gerekir.

Kıymetli Kardeşlerim,

Bu noktada bazı hususlara vurgu yapmakta fayda görüyorum.

Cenâb-ı Hakk’ın Filistinli kardeşlerimize bahşettiği şecaate ve cesarete, gösterdiği fedakârlığa ve kararlılığa, sergilediği bu azimkârlığa bütün dünya şahit ve hepimiz hayranız. İnanıyoruz ki, yetmiş yıldır bastırılamayan bu direniş, bu mücadele artarak devam edecek ve bir gün mutlaka zaferle neticelenecektir.

Filistinli mücahit kardeşlerimiz de, biz Müslümanlar da buna gönülden inanıyoruz. Çünkü, inanıyor ve şahit oluyoruz ki, şehit düşen her Filistinli gencin yerini, aynı inanca ve kararlılığa sahip, yeni gençler almaktadır ve almaya da devam edecektir.

Ey zalimler, Ey Siyonistler şunu bilin ki her şehit, budanan bir ağaca benzer, hemen peşinden daha çok ve daha azimkâr nesiller yetişir. Bu sebepledir ki, 70 yıldır, bütün dünyayı arkanıza almanıza, akıl almaz zulmünüze rağmen, bu kutlu direnişi kıramadınız. Allah'ın izni ile de kıramayacaksınız.

Hala öğrenemediniz mi ki, biz bir ölür bin diriliriz. Çünkü biz Hak olarak bildiğimiz bir davanın salikleriyiz. Zalimin karşısında asla boyun eğmeyiz.

Biz biliriz ki, zalimin zulmü varsa mazlumun da ahı vardır. Bu “ah” arşa yükseldiğinde Cenâb-ı Hakk’ın Kahhar ism-i celili tecelli eder. Onun karşısında da kimse duramaz.

İşte burada, başta ülkemiz olmak üzere, bütün İslam ülkelerine sesleniyorum.

Eğer gözünüz kesmiyor, gücünüz fiili bir adım atmaya yetmiyorsa, hiç olmazsa şu zalim İsrail’le bütün ilişkilerinizi kesin.

Sadece Mescid-i Aksa’dan değil, İsrail işgal ettiği bütün topraklardan çekilinceye kadar, elçilerinizi geri çağırarak diplomatik ve ticari münasebetlerinizi kesin.

Yok, İsrail’in doğu Akdeniz’de çıkardığı gaz imiş, yok Kapitalist ülkeler nezdindeki itibarı imiş, yok bilmem dünya finans kurumlarındaki hâkimiyeti imiş bırakın bunları.

Biraz da mazlumun yanında  yer almaya, Hakkın tecellisi için risk almaya, şahsiyetli bir tavır sergilemeye gayret edin.

Bilin ki, İsrail sadece güçten anlar. 

Siz, bir kararlılık gösterin, bakın sonu nasıl gelecek. Biz, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattığımızda bütün dünya karşımıza dikilmişti. Ancak sonuç ne oldu? Biz Allah’ın yardımıyla Kıbrıs çıkarmasını yaptık ve adaya huzur getirdik.

İsrail’in şu zulmünü durdurmak için yeni adımlar atalım, görün Allah'ın yardımının nasıl geldiğini!

Muhterem Kardeşlerim,

Bugün Yenikapı’daki sizin bu “haktan yana” vakur duruşunuz inşallah şafağın söküşünün habercisi olmuştur.

Bizim inancımızda karamsarlığa yer yoktur. Yeise yer yoktur. Karanlığın en kesif olduğu an, şafağın en yakın olduğu andır.

Sözlerimi Peygamber Efendimiz (SAV)’in bir hadisi şerifi ile toparlıyorum.

Efendimiz buyuruyor ki; “Bir kötülük -bir zulüm- görürseniz onu elinizle düzeltin. Elinizle düzeltemiyorsanız, dilinizle düzeltin. Dilinizle de düzeltemiyorsanız, kalbinizle buğzedin”

Sizler bugün burada en gür seda ile zulme karşı çıktınız. Zalimlere meydan okudunuz.

Hiç şüpheniz olmasın; İnşallah bu zulmü elimizle durduracağımız günler de yakındır, gelecektir.

Bu dua ve temenni ile katılımınızdan dolayı hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Allah'a emanet olun. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır."