BATMAN ŞEHİTLERE TAZİYE

Bu hafta yüreğimizi en fazla yakan acı Batman’dan gelen şehit haberleri oldu.

8 evladımızı yine kahpe bir pusuya kurban verdik. 

Ardından bir acı haberde Hakkari Çukurca’dan geldi. 1 askerimiz şehit oldu.4 yaralımız var.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Milletimizin başı sağolsun.

Terör hiçbir zaman karanlık hedefine ulaşamayacak.

Milletimizin fedakarlığı,  güvenlik güçlerimizin cesareti buna izin vermeyecek.

Çünkü şehadeti şeref nişanesi olarak kabul eden bir milleti pusuyla, terörle sindiremezsiniz.

 

TERÖRLE MÜCADELE SAYILARLA ÖLÇÜLMEMELİ

Ancak;"8 şehidimiz mi var, o teröristler bilsinler ki bunu 800 teröristle ödeyecekler” şeklindeki bir yaklaşımı da doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Çünkü terör meselesi, rakamların yarıştırılacağı bir skor tabelası değildir.

Hele hele hamasi nutuklarla iç politika malzemesi yapılacak bir konu hiç değildir.

Evet, bu millet gerektiğinde 8 değil, 8 bin şehit verir.

Teröre ve teröristlere karşı, canını vermek dahil her türlü fedakarlığı ortaya koyar.

Ama iktidara düşen asıl görev bataklığı kurutmaktır.

Terörü besleyen ekonomik, sosyal ve siyasal sebepleri ortadan kaldırmaktır.

 

MC KİNSEY HAYIR KURUMU MU!

Bu haftanın sevindirici gelişmesi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Mckinsey ile ilgili ‘’Bu kuruluştan fikri danışmanlık hizmeti almayacaksınız, biz bize yeteriz’’ demesi oldu.

Biz bu açıklamayı her şeye rağmen olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz.

Hatadan dönmek erdemdir.

Elbette bu konuda ortaya konulan başarı milletimize aittir.

Bugün medyanın yüzde 95 i ellerinde olmasına rağmen iktidar, milletimizin ortaya koyduğu haklı tepkiye direnememiştir.

Şimdi iyi polis-kötü polis oynanıyor.Sanki yapılan anlaşmadan Cumhurbaşkanının haberi yokmuş da, bu yanlış karardan onun sayesinde dönülmüş izlenimi verilmeye çalışılıyor.

Ama boşuna çabalamayın, buradan size bir kahramanlık hikayesi çıkmaz.

Çünkü hala Mckinsey anlaşması ile ilgili  açıklanması gereken bir çok soru vardır.

Sonuçta bu şirket  bir hayır kurumu değildir.

Hangi bedelle, nasıl bir anlaşma yapıldığı dürüst ve şeffaf bir şekilde milletimizle paylaşılmalıdır.

 

BUNDAN SONRA MCKİNSEY’İ DEĞİL SAADETİ DİNLEYİN!

- SURİYE KONUSUNDA en başından beri Amerikalı partnerlerinizi değil Saadet’i dinleseydiniz bugün bu noktada olmazdınız.

- EKONOMİ KONUSUNDA McKinsey’e değil, Saadet’e kulak verseydiniz bugün bu devasa krizle boğuşuyor olmazdınız.

- ŞEHİR HASTANELERİ, ŞEKER FABRİKALARI konusunda rant lobisinin değil Saadet Partisi’nin hazırladığı raporlara itimat etseydiniz bugün bu noktada olmazdınız.

Üretime dönük olmayan yatırımları durdurun dediğimizde bizi ihanetle suçlamak yerine birazcık dikkate alsaydınız bugün ülkeyi uçurumun kenarına getirmezdiniz.

Gelin bundan sonra mckinsey’i şunu, bunu değilsaadet’i dinleyin.

Bu tür uluslararası şirketlerin kıskacından ancak Milli Görüş feraseti ile kurtulabilirsiniz.

Aksi takdirde McKinsey’den paçanızı kurtarır IMF’ye kaptırırsınız.

bizöyle milyon dolarlarla değil, tek kuruş ücret almadan danışmanlık vermeye hazırız.

Çünkü Saadet Partisi öyle çakma değil, yüzde yüz yerli, yüzde yüz milli bir harekettir.

 

İKTİDAR KRİZİ DEĞİL ALGIYI YÖNETMENİN PEŞİNDE

Her hafta feryat ediyoruz, “ekonomimiz alev alıyor, kriz her geçen gün daha da derinleşiyor” diye.

Ama krizle mücadele etmesi gerekenler hala krizi değil algıyı yönetmenin peşindeler.

Bu yüzden 10 dakika içinde 10 defa çelişkiye düşüyorlar.

Örneğin sayın cumhurbaşkanı aynı konuşmada önce;“iş adamlarımız bu krizi fırsata çevirecek” derken

10 dakika geçmeden; “ekonominin kriz içinde olmadığını” söylüyor.

Ertesi gün çıkıyor krizin faturasını 70 yıl önceki bir fotoğrafa kesiyor.

Ekonomik krizle böyle başa çıkamazsınız.

TÜİK başkan yardımcısını görevden alarak enflasyonla,

Fırıncılara yasak koyarak zamlarla mücadele edemezsiniz!

Siz elektriğe üç ayda yüzde 54 zam yapacaksanız. Una, gaza, yağa zam yapacaksınız.

Üretim maliyetlerini üç ayda üç katına çıkaracaksınız.

Sonra çıkıp fırıncıyı, pazarcıyı, marketçiyi fırsatçılıkla suçlayacaksınız.

Bu ülkedeki en büyük fırsatçı bu iktidarın bizzat kendisidir

 

ŞEKER FABRİKASI ARAZİLERİNİ SATMAK FIRSATÇILIKTIR

Fırıncı perişan, üretici perişan, çiftçi perişan, esnaf perişan, emekli perişan, işadamı perişan.

Peki iktidarın gündeminde ne var? Şeker Fabrikalarının arazileri…

Malumunuz geçen şubat ayında 14 şeker fabrikası özelleştirilmişti.

Bu hafta Resmi Gazete’de sessiz sedasızbir ilan yayınlandı.

Bu ilana göre şubat ayında özelleştirilen 14 şeker fabrikasının, 8’inin arazileri satışa çıkarıldı.

İşte en büyük rantçılıkta, en büyük fırsatçılıkta budur.

Memleket yanarken milletin elde kalan varlıklarını haraç mezat satmaya çalışmaktır.

Zaten bu iktidarın gündeminde yapmak diye bir şey yok. Tek bildikleri satmak.

Bu iflas etmiş tüccar mantığıdır.

Allah korusun yarın satacak bir şey kalmayınca ne yapacaklar merak ediyoruz.

 

DEMOKRASİ DİNAMİTLEYEN AÇIKLAMA

Maalesef ülkemizde sadece ekonomi değil demokraside dinamitleniyor.

Bu hafta sayın Cumhurbaşkanı’nı bir açıklama yaptı;

“Mart seçimleri geliyor. Teröre bulaşmış olan bu kişiler sandıktan çıkacak olursa beklemeden, anında gereğini yapıp kayyım atarız” dedi.

Bu yaklaşımı çok yanlış buluyoruz.

                   -Çünkü kanunlarımıza göre teröre bulaşmış bir kişi zaten aday olamaz.

                   -Aday olabilen birisi de sandıktan çıkarsa herkes buna saygı duymak zorundadır.

Bu tür ifadeler demokrasiye ve sandığa olan inancı ortadan kaldırır. Bu çok tehlikelidir.

Seçimleri daha yapılmadan şaibeli hale getirir, milli iradeye gölge düşürür.

milli iradenin tecellisini engellemeye yönelik her niyet, bu millete yapılabilecek en büyük kötülük olur.

Bu yüzden bin düşünüp bir konuşmak lazım.

Bugün “güç bende, istediğimi yaparım” mantığı ile hareket edenler, böyle bir yolu açarlarsa yarın aynı muameleye kendileri maruz kalırlar.

Tarih bunun dramatik örnekleriyle doludur.

 

 

KAYIP GAZETECİ CEMİL KAŞIKÇI

Son olarakhem iç politikayı hem de dış politikayı alakadar eden Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı meselesi gündemimizde.

Mesele uluslararası bir krize dönüşmüş durumda.

Oncelikli temennimiz bu vahim olayın bir an evvel bütün yönleriyle araştırılıp, aydınlatılmasıdır.

Konu ile alakalı vahim iddialar ve cevaplanması gereken onlarca soru var.

-Cemal Kaşıkçı kaçırıldı mı, öldürüldü mü?

-Büyükelçilikten çıktı mı hala büyükelçilikte mi?

-Cemal Kaşıkçı ile alakalı görüntüler nerede ve akıbetleri ne oldu?

-Suud’tanistanbul’a gelen iki uçaktaki esrarengiz şahıslar kimlerdi?

bütün bu sorular cevap bekliyor.

Ama bir faili meçhulü çözmek için sorulması gereken en önemli soru: “bu cinayet kimin işine yarar?” sorusudur.

Cemal kaşıkçı hangi bilgilere sahipti?  Sahip olduğu bilgiler yüzünden mi yok edildi? en önemlisi de sahip olduğu bu bilgiler kimi ya da hangi ülkeleri rahatsız etti?

Biz bu olay bahane edilerek Türkiye’nin başına yeni çoraplar örülmesinden endişe ediyoruz.

İnşallah bütün sorular cevap bulur ve olay hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde çözülür.

Her zaman söylediğimiz gibi biz bütün uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

Şüpesiz ki güç ve kudret sahibi cenab-ı Allah’tır.

Allah (cc) ülkemizin, bölgemizin ve bütün insanlığın yardımcısı olsun.