28 Şubat Talimatı ABD'den

Şamil Tayyar, Star'da Yazdı.

 14 Aralık 2010 , Salı  16:41
28 Şubat Talimatı ABD'den
Bu yazı Basın bölümü'nde 12.14.2010 tarihinde yayınlandı
Meclis Genel Kurulu’nda bütçe görüşmelerinin başladığı pazartesi günü Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın davetindeydim. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye çıkmadan görüşmeyi tamamlayıp meclise döndüm.
Hocayla uzun bir sohbete koyulduk. İlerleyen yaşına ve konuşma güçlüğüne rağmen hafızası çok canlıydı, olayları tarihleriyle ezbere anlatıp durdu. Küresel oyunu “hak” ve “batıl” ekseninde yorumlayıp konuşmaya 5 bin 767 yıl öncesinden başlayınca biraz dağıldık ama kendimizi toparlamamız fazla uzun sürmedi.
Bunda lahmacun, içli köfte, su böreği ve baklava ikramının rolü yadsınamaz.
Cumhurbaşkanına, başbakana hülasa iktidardaki tüm eski öğrencilerine milli görüşten ayrılıp söz dinlemedikleri için kırgındı, kızgındı, sitemkardı.
Laf dönüp dolaşıp 28 Şubat post modern darbeye geldi. Darbezede bir başbakan olarak söyleyecekleri vardı. Siyonistlerin, dar anlamda ABD ve İsrail’in darbe planına, 50 civarındaki iktidar mensubu korkak milletvekili yüzünden yenik düştüklerini anlattı.
Sonra 30 Ekim 1996 tarihli tercüme edilmiş gizli belgeyi arşivden çıkardı. Belge, Wikileaks yayınları gibi Ankara’dan Washington’a gönderilen ve dedikodulara dayalı ham istihbarat notu değil, Washington’da karara dönüştürülmüş ulusal güvenlik belgesiydi.
İkisi arasındaki farkı son yazımda tarif etmiştim. Biri (Wikileaks gibi) pek gizli olmayan ve mahcubiyetten öte sonuç doğurmayan metin, diğeri ölümüne hesaplaşmaya yol açabilen ulusal güvenlik belgesidir.
Darbe kriptosu
Belgede dönemin ABD Dışişleri Bakanı Warren Cristopher’in imzası var. Ankara büyükelçiliğine gönderilmiş. Bilgi olarak Atina, Beyrut, Moskova, Sofya elçilikleri ile Geneva, NATO ve BM Amerikan misyonlarına da ulaştırılmış.
Refahyol hükümetiyle ilgili değerlendirme ve iktidardan düşürme yöntemine yer verilen belgede, ilk yorum koalisyonun büyük ortağı RP ile ilgili olarak yapılıyor:
- Türk hükümetinin milli eğilimlerinden ve Başbakan Erbakan’ın ideolojisinden ilham alarak dış politikayı batıdan ayırıp Arap ve Müslüman dünyasına doğru yeniden yönlendirilmesinden dolayı derin endişe içerisindedir. Kanaatimizce Türkiye’nin İran, Irak, Libya, Nijerya ve Sudan ile bağlarını kuvvetlendirmek konusundaki mevcut tutumu, bizim milli menfaatlerimize aykırıdır, düşmancadır.
İkinci yorum, koalisyonun küçük ortağı DYP ile ilgili...
- DYP, Erbakan’ın radikal İslami söylemlerini ılımlaştırmada başarılı olamadığına göre, kendisinin RP ile koalisyonu verimsiz görünmektedir. Biz inanıyoruz ki, Tansu Çiller’in koalisyondan çekilmesi Erbakan’ı düşürür ve ülkeyi genel seçimlere götürür. Sonuç kesin olmamakla birlikte RP büyük ihtimalle seçimlerden eskisinden daha güçlü olarak çıkacaktır.
ASKERE GÖREV
Özetle denmek isteniyor ki: RP düşmanca hareket ediyor, DYP ise bunu frenleyebilecek güce sahip değil, seçim de çare olmayacak. O halde? Türkiye’yi hizaya çekebilmek için hükümetin dövülüp hırpalanması, iktidar ortaklarının yerde süründüğü ve güçsüz kaldığı ortamda seçimlere gidilmesi lazım!
Peki kim dövecek?
Belgeden okuyalım:
- Türkiye, birleşik devletlerin anahtar stratejik ortağı olarak kalmak mecburiyetindedir ve onun bu pozisyonunu gerçekleştirip sürdürmedeki başarımız, bizim milli menfaatlerimizi doğrudan etkileyecektir. Türk askeriyesi, bu sonucu elde etmeye doğru daha büyük çaba sarf etmesi için harekete geçmeye zorlanmalıdır. Bu konudaki aksiyon planlarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum.
Anlaşılıyor ki, ABD, 15 Ekim 1996 tarihinde post modern darbe için düğmeye basmış, TSK’ya da görev biçmiş.
ANAHTAR SÖZCÜKLER
Bu iddiayı, ilk olarak eski Başbakanlık Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu, 11 Şubat 2007 tarihli Vakit Gazetesi’ne yaptığı açıklamada dile getirmiş, “28 Şubat’ın startı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gönderdiği çok gizli bir yazıyla verilmiştir” demişti.
Ancak belge sırdı.
Erbakan’ın masasında ilk defa gördüğümüz bu belge, 28 Şubat’ın nasıl tezgahlandığını göstermesi bakımından çok önemlidir. Bir yerde darbe emrinin belgesidir. Üstelik Wikileaks dedikodusu değil...
Bu belge, 14 yıl öncesine ışık tutarken, içinde bulunduğumuz yakın dönemin anahtar sözcüklerini verecek ölçekte ciddi bir belgedir.
1 Mart 2003 tezkeresinden sonra Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven gibi darbe senaryolarının nasıl pişirildiği sorularına cevap ararken önemli ipuçları verecektir. Ergenekon sürecinde 2007 ve 2009 darbe senaryolarının, Türk dış politikasına yönelik eksen kayması tartışmalarının ve Wikileaks dedikodularının ortalığı saçılmasının nedenlerine ilişkin analizlerimiz karşısında bize “komplocu” diyenlere “kapak” olacaktır.
Maalesef gerçeğin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.

---

Necmettin Erbakan’ın arşivinden çıkan 28 Şubat post modern darbe kriptosundaki vahim ifadeler, sadece o döneme değil Türkiye’nin darbe tarihine ışık tutacak niteliktedir. Sözkonusu Amerikan ulusal güvenlik belgesi üzerindeki tartışmalar ve yorumlar, kamuoyunun da bu tespite büyük ölçüde katıldığını göstermektedir.
Ayrıntıları ve yorumlarımızı dünkü köşede aktardık, belge tamam...
Şimdi cevabı merak edilen başka sorular var. Böylesine gizli bir belge Erbakan’ın eline nasıl geçti? Ne zaman geçti? Şimdiye kadar neden açıklanmadı?
Öyle ya, 14 yıl önce Wikileaks yoktu, Julian Assange yoktu, daha vahimi demokrat medya da yoktu. Postal medyasının hükümdar olduğu ortamda böyle bir belgenin varlığından söz etmek idam mangasına kelle taşımakla eş değerdi.
Belgenin öyküsüne gelince...
1996 yılının sonuna doğru, henüz 28 Şubat 1997 tarihli meşhur Milli Güvenlik Kurulu toplantısından önce Devlet Bakanı Abdullah Gül’e bir mektup gönderiliyor. Mektubun üzerindeki posta adresi, İsviçre...
Gönderenin ismi ve adresi zarfın üzerinde yazılı değil. Balyoz sürecindeki gibi mektubu postalayan meçhul biri...
Gül, zarfı açınca, ABD Dışişleri Warren Cristopher imzalı ve darbe talimatını içeren ulusal güvenlik belgesiyle karşılaşıyor. Hemen danışmanı Murat Mercan’ı yanına çağırıyor, belgeyi okuyunca gözlerine inanamıyorlar.
Mercan, belgeyi, çok acil şekilde tercüme edip Abdullah Bey’e teslim ediyor. O da İngilizce orijinal metinle birlikte tercüme edilmiş metni kimseye söylemeden Başbakan Erbakan’a götürüyor.
İkisi baş başa görüşüyorlar.
Bu noktada belgenin gerçekliği tartışma konusu oluyor. Görüşme sonrası belgenin sahte olup olmadığı birkaç koldan araştırılıyor, “gerçektir” bilgisine ulaşılınca oyunu bozmak için yeni bir yol haritası oluşturuluyor.
Dün bu bilgilere ulaşınca Murat Mercan’ı aradım. Kendisi şu anda AK Parti Eskişehir Milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Başkanı...
Yukarıda aktardığım belgeyle ilgili iddiaları teyit etti, “Doğrudur o belge İsviçre’den isimsiz gelen bir postadan çıktı, tercümeyi bizzat ben yaptım, köşenizde yayınladığınız belge benim tercüme ettiğim belgedir” dedi.
Belgeyi Gül’ün Hoca’ya götürdüğü bilgisini de doğruladı.
Ya gerçekliği?
Mercan’ın yorumu şöyle oldu: “Güvenilir kaynaklardan araştırdık, o belge gerçek bir belgedir.”
Dün Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreni için Çankaya Köşkü’ndeyken Gül’e bu mevzuu açma imkanımız olmadı, etrafı çok kalabalıktı.
Zamanlamasına gelince...
Bu belge hazırlandıktan kısa süre sonra Erbakan ve arkadaşlarının eline geçtiği halde arşivde muhafaza edilmiş. 3 yıl önce Başbakanlık eski Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu’nun açıklamasıyla gündeme girdi. Erbakan da iki yıldır bu belgeye vurgu yapan açıklamalar yaptı ama belge arşivde tutuldu.
Peki neden?
Bu mevzua dair fazlaca yorum dinledim, sanırım içlerinde bana en sahici geleni şu: Wikileaks rüzgarı tetiklemiş, bu kriptoyu savurmuş olabilir.  






 
Sayfa yükleniyor. Lütfen bekleyiniz.