MÜLTECİ DRAMI

Her hafta basın toplantımızda acı bir haberle başlamanın üzüntüsünü yaşıyoruz.

Maalesef bu haftada mültecileri taşıyan bir kamyonetin devrilmesi sonucu 22 masum insan hayatını kaybetti.

Bu hafta aynı zamanda 8 mültecide Ege’de boğularak can verdiler.

Bir umut yolculuğu daha acı bir dramla neticelendi.

Ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz.

Bu dramın iki sorumlusu var

-Birnicisi sınırları hakka hukuka göre değil petrol havzalarına göre çizen küresel emperyalizim.

-İkincisi de İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyettir.

Bizim üzerimize düşen öncelikli görev insanların kendi topraklarda barış ve huzur içerisinde yaşamalarını temin etmek olmalıdır.

 

BRUNSON MESELESİ

Malumunuz olduğu üzere bu haftanın en önemli gündem başlıklarından birisi Rahip Brunsonun serbest kalması ve ülkesine dönmesidir.

 Biz kararın açıklandığı gün konu ile alakalı ironik bir açıklama yaparak “Yine Amerikayı dize getirdiler” demiştik. Çünkü biliyorduk ki iktidar bu olaydan da kendisine kahramanlık payesi çıkartacaktı.

Karar açıklandıktan sonra bir biri ardına traji komik açıklamalar gelmeye başladı.

Efendim biz kararlı duruşumuzdan asla taviz vermedik dendi.

Evet hükümet kararlı duruşundan asla taviz vermeyip Brunsonu verdi.

 

ORANTISIZ ADALET

Brunson’a yapılan suçlamalar:

         -Ajanlık

         -15 Temmuz Kalkışmasının örgütlenmesi

         -Terör Örgütlerine yardım ve yataklık

         -Provakatörlük

Bunların her biri için gerekli olan ceza bizim kanunlarımızda açık bir şekilde ortadadır.

Peki kaç yıl ceza verildi? 3 Yıl 1 Ay 15 Gün!

Bu ülkede baklava çalan çocuğa bile 9 yıl ceza verildi.

Neymiş bağımsız yargı kararıymış, ajan ceza almış vs.

Bu ülkede ajanlık yapmanın, hele ki 15 Temmuz gibi bir kalkışmaya kalkmanın cezası 3 yıl hapis mi?

Orantısız güç, orantısız siyaset biliyorduk ama bu arkadaşlar literatürümüze orantısız adaleti soktular.

Şimdi burada şu soruyu sormak istiyorum Brunson masumsa neden tutukladınız, suçlu ise neden serbest bırktınız?

 

BU ÜLKENİN İNSANIDA ADALET BEKLİYOR

Brunson olayı bir kere daha göstermiştir ki Türkiye’de adalet mekanizması ciddi biçimde yara almıştır.

Yargımız ne yazık ki bağımsızlığını kaybetmiştir.

Ajan dedikleri, 15 Temmuzu planladılar dedikleri kim varsa teker teker serbest bıraktılar.

Bakınız :

-Merkel istedi Deniz Yücel serbest bırakıldı.

-Trump istedi Brunson bırakıldı.   

Ama hala bugün 28 Şubat mağdurları hapiste.

Darbeden haberi dahi olmayan 3 günlük erler 18 yaşındaki Harbiye öğrencileri hala hapiste.

Morbeyin Bylock mağduru olduğu anlaşıldığı halde hala onlarca insan işine dönemiyor.

İlla bu insanların adalete kavuşması için başka bir ülkeye mi çalışıyor olması gerek?

Bu ülkenin insanı neden adaletten mahrum tutuluyor.

Buradan iktidara sesleniyorum “Mazlumun ahı titretir arzı”

Mazlumların ahını alarak ancak kendi akıbetinizi tehlikeye atıyorsunuz haberiniz olsun.

 

ABD’yi STRATEJİK MÜTTEFİK OLARAK GÖRMEKTEN VAZGEÇİN

Brunsonun tahliyesinden sonra gerek sözlü açıklamalar gerek yazılı açıklamalar ile karşılıklı mesajlar verildi.

Ne dendi bu mesajlarda ABD ile ikili ilişkilerin ve müttefikliğin arttırılacağı!

Daha dün düşmandılar bugün yeniden dost oldular.

ABD değilmiydi binlerce tır silahı terör örgütüne veren.

ABD değimliydi Suriye’yi, Irak’ı paramparça eden.

ABD değimliydi onlarca şehit vermemize sebep olan.

Buradan hükümete sesleniyorum bu gel gitli dış politika ile bu ülkeye zarar veriyorsunuz.

Böyle bir dış politika olmaz.

Bunca şehidin bunca gazinin kanı, ahı sizi çarpar.

ABD’yi biran önce sratejik müttefik olarak görmekten vazgeçin.

Bir kere  daha söylüyoruz dik durmak başka diklenmek başka!

 

EKONOMİK KRİZ

Her hafta üzerinde duruyoruz içinde bulunduğumuz ekonomik kıskaçtan çıkmak için adeta feryat ediyoruz.

Lakin şairin dediği gibi “biz bağırıyoruz fakat birileri hiç duymuyor”

Durumun vehameti ortadadır anlamak isteyenlerin çarşıyı, pazarı, esnafı gezmeleri dinlemeleri yetecektir.

Esnaf kan ağlıyor, üretici kan ağlıyor insanlar evlerini zor geçindiriyor.

İktidar bu işin altından şuana kadar Brunsonu bahane ederek kalktı.

Şimdi merak ediyoruz papaz iade edildiğine göre bundan sonra krizin faturası kime kesilecek.

Anladığımız kadarı ile bu krizin faturası her zamanki gibi üreticiye, esnafa, insanımıza kesilecek.

Zenginler daha zengin fakirler daha fakir hale gelecek.

Bu krizle mücadelenin tek bir yolu var israf ve yolsuzluğun önlenip üretim ekonomisine biran önce geçilmesidir.

Yoksa zabıtaların polislerin dükkan dükkan gezip zam kovalaması ile bu krizin üstesinden gelemezsiniz.

 

EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR

Ülkemizde birçok kişiyi alakadar eden bir başka konu ise Emeklilikte Yaşa Takılanlar meselesidir.

Malumunuz olduğu üzere bu mesele gündemdeki sıcaklığını korumaktadır.

Konu Meclis gündemine de getirildi.

Dünde Sayın Cumhurbaşkanı şöyle bir açıklama yaptı: “Erken emekliliği sosyal güvenlik sistemimizde tasvip etmiyoruz. Biz ekonomide kurtuluş savaşı verdiğimiz dönemde böyle bir yükü ülkemizin sırtına bindirmeye hakkımız var mı diye soruyorum.”

Bizim bu konuda tavrımız net; ne devleti zarara uğratılmalı ne de vatandaş mağdur edilmelidir

Lakin ekonomik bir savaş veriyoruz bahanesinin arkasına sığınanlara şunu hatırlatmak istiyorum.

Vatandaşa gelince verilen ekonomik savaş, Külliyenin masraflarını arttırmaya gelince neden biranda ortadan kayboluyor.

Mesela ortalı vadeli planda ödeneği en fazla artan kalem cumhurbaşkanlığıdır.

2018’de 845 Milyon Lira olan ödenek 2019’da tam 3 katına,  2.8 Milyar Liraya çıkarılıyor.

 

EKONOMİK SAVAŞIN FATURASI MİLLETE KESİLİYOR

Bu ekonomik savaşın yükünü neden sadece garibanlar, işçiler, memurlar, evine ekmek götürme derdine olanlar çekiyor.

Makam arabalarına, ejder meyveli içeceklere, lüks ve şatafata kaynak bulunabilirken bugün vatandaşa kaynak yok ekonomik bir savaştayız demek doğru değildir.

Bakınız çok net söylüyorum bu ülkenin bir derdini bir sıkıntısını yediden yetmişe herkes sırtlamaya hazırdır.

Bu millet rahatından, gelirinden her şeyden taviz verir lakin ülkemizin selametinden taviz vermez.

Fakat vatandaştan fedakarlık bekleyip israf ve şatafattan taviz vermeyenler bu durumun tarih ve vicdan önünde hesabını veremezler.

 

KAYIP GAZETECİ CEMİL KAŞIKÇI

Son olarak hem iç politikayı hem de dış politikayı alakadar eden Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı meselesi gündemimizde.

Mesele uluslararası bir krize dönüşmüş durumda.

öncelikli temennimiz bu vahim olayın bir an evvel bütün yönleriyle araştırılıp, aydınlatılmasıdır.

Konu ile alakalı vahim iddialar ve cevaplanması gereken onlarca soru var.

-Cemal Kaşıkçı kaçırıldı mı, öldürüldü mü?

-Büyükelçilikten çıktı mı hala büyükelçilikte mi?

-Cemal Kaşıkçı ile alakalı görüntüler nerede ve akıbetleri ne oldu?

-Suud’tan istanbul’a gelen iki uçaktaki esrarengiz şahıslar kimlerdi?

bütün bu sorular hala cevap bekliyor.

Ama bir faili meçhulü çözmek için sorulması gereken en önemli soru: “bu cinayet kimin işine yarar?” sorusudur.

Cemal Kaşıkçı hangi bilgilere sahipti?  Sahip olduğu bilgiler yüzünden mi yok edildi? en önemlisi de sahip olduğu bu bilgiler kimi ya da hangi ülkeleri rahatsız etti?

Biz bu olay bahane edilerek Türkiye’nin başına yeni çoraplar örülmesinden endişe ediyoruz.

İnşallah bütün sorular cevap bulur ve olay hiçbir tereddüde yer bırakmayacakbir şekilde çözülür.

 

Her zaman söylediğimiz gibi biz bütün uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

Şüpesiz ki güç ve kudret sahibi cenab-ı Allah’tır.

Allah (cc) ülkemizin, bölgemizin ve bütün insanlığın yardımcısı olsun.